Deniz
aslanı kim biliyormusunuz? Lüferin büyüğü kofana. Jilet kadar keskin dişleri ile
daldığı balığı yaralar, yalnız balık mı? Bir milimetrelik oltayı bile bir hamlede
keser atar. Onun için lüfer, kofana oltalarını bir metre çelik tel gövdeli yapıyorlar.
Oltadan çıkarılan balığın dişlerine parmak kaptırmamak dikkat edilmesi gereken
bir husus. Şimdide lüferin hayat hikayesi:
Nasıl yılan balığı Meksika körfezine, somon balığı Kuzey Amerika'ya kilometrelerce
üşenmeyip gidip yumurta bırakıyorsa, lüfer balığı da Karadeniz'e ve Tuna'ya doğru
gidiyor aynı amaçla.
Balığın makbulü Akdeniz'den Karadeniz'e
dönüş akımı balığı tutulmaz. Tutulsa da yenmez. Yense de lezzetli olmaz. Karadeniz
tuz oranı düşük 1000'de 18'den balık Marmara'ya 1000'de 21 tuz oranına sonra da
Ege'ye 1000'de 23'e ve su ısınıyor. Balık yağını bırakmaya başlıyor ve Akdeniz'de
1000'de 26 tuz oranınla karşılaşan balık bu tuz oranı yüksek sıcak denizde çiroza
dönüyor. Bu bakımdan Karadeniz'e dönüş akımının balığı, Akdeniz'e gidiş akımının
kalitesinde olmuyor.
Deniz'in aslanı dedik ya, peki ya köpek balığı! Sizin
boyunuzda ise yani rakip kendi cüssesine şöyle bir bakıp sonra da gidiyor. Ya
en hızlı balık o da torikmiş. İnanılmaz
sürede inanılmaz yol alırmış. Midyeler dakikada iki litre suyu flitre ediyor,
bu işi pis denizde yaparsa zehirli de olabiliyor. Tuzu sevmiyor, yanıyor hatta
tuz oranı yüksek denizde büyüyüp serpilemiyor. Bu yüzden Akdeniz'de midye de olmuyor.
Sualtında balık seyretmek isterseniz iki tane deniz kestanesini kırıp bir dakika
bekleyin, bakın ne balıklar geliyor. Kestane içerisinden çıkan havyarı yemeye
doyamıyorlar. Bu formül su altı fotoğrafı çekenler içinde işe yarayacaktır.
Gelelim
Ahtapota Ahtapot hokkabazın teki! İnsanı uğraştırır hele teke tek aynı
şartlarda mücadele ederseniz bu zeki hayvanla oynarsınız. Ahtapot aynı zamanda
iyi bir ev
hanımı! Evinin önünü temizleyip yuvasındaki tüm taşları topluyor. Ha işte burası
ahtapot yuvası diyorsunuz. Durum böyle olunca ahtapot avcıları Mart sonu Saroz
körfezine temiz sulara yavrulamaya gelen ve kayalık zemine saklanan ahtapotları
çarçabuk buluyorlar. Plastik pet şişelere doldurdukları suyla eritilmiş göz
taşını yuvalara sıkarak ahtapotların dışarı çıkmasını sağlıyorlar. Yuvadan çıkan
ahtapot ellere dolanıyor. Avcılar kaptıkları gibi kafa torbasını geri çevirince
kollarını bırakıveriyor. 3 kilo ile 10 kilo arası gelen ahtapotlar İstanbul ve
Bandırma'da
işleme fabrikalarına
satılıyor. Beyaz etli deniz ürünleri fosfor
zenginidir ve
besleyici özellik taşır. İyi de içki mezesi sayılır. Sert zemine
40 defa vurulup öldürülen ve yumuşatılan ahtapot 15-20 dakika kadar haşlanır sonra
derisi kendiliğinden çıkar. Bazıları sırf sirkede kaynatır, pişeni de limon, zeytinyağı,
sirke, sarımsak sosu ile yenir. Haziran ayında ise ahtapot Saroz Körfezini
terkeder.
İstakoz'un en korktuğu hayvan ise Ahtapottur. Vücuduna sarılıp yapışınca İstakoz'un
hareket kabiliyetini yok eder ve iliğine kadar emip içini bomboş bırakır. Bu yüzden
Ahtapottan kurtuluşu olmayan İstakoz, Ahtapotun gölgesinden bile korkar.
Vefakar Orfoz Av
sırasında balıkçı ve dalgıçların başına gelen çoğu olay bilim adamlarına ışık
tutacak cinsten. Son derece ilginç bir balık çeşidi olan orfoz hakkında çeşitli
duygusal hikayeler anlatılıyor. Lohos her sene bir kilo alarak büyürmüş. Yani
üç kilo ağırlığındaki bir lahos 3 yaşında demek miş. 100 yıl kadar yaşayabilen
orfoz'u avlamaya kıyamayan balıkçı ve dalgıçların sayısı ise gün geçtikçe artıyor,
neden mi?. Tuzağa kolay düştüğü için saf balık olarak bilinen orfoz yaşadığı süre
boyunca yuvasını hiç terketmezmiş. Zıpkından kaçabilirse kayaların arasına girip
yanaklarını balon gibi şişirir beklermiş. Merakına yenilip tekrar dışarı çıktığında
da kendisini bekleyen avcının zıpkını ucunda ölürmüş. Uzun süre can çekişerek
öldüğü için dalgıç ve balıkçılar ortak bir karar alarak orfoz avlamamaya yemin
etmişler. Hatta "Hepimizin bir Orfozu vardır" diyen dalgıç ve balıkçılar onların
yerini kimseye söylemez, köfteden böreğe kadar balığın sevdiği herşeyi
ayaklarına götürerek onları beslermiş. Ege ve Akdeniz'de yakalanan küçük orfozların
tekrar denize bırakılmalarının bir nedeni de buymuş. Fethiye Dalış Okulu öğrencilerine
balık gösterebilmek için hiç avlamadıkları bir orfoz varmış. Bu amaçla balığa
doğal ortamında 7-8 yıl yem götürüp beslemişler. Hatta orfoza isimde takmışlar
Yaşar diyorlarmış. Ne var ki yaşar son yıllarda hiç görülmemiş. Tecrübeli balıkçıların
anlattıklarına göre orfozların ilginç bir hayat hikayesi var. Balık erkek doğmuyor
fakat belirli bir yaşa gelince erkek oluyor ve bir seferliğine dişiyi dölleyip
sonra da ölüyor. Bu güne dek orfozun erkeğini gören yada yakalayan balıkçı olmadığı
söyleniyor. Minekop
Eşkina Minekop ve Eşkina balıkları Marmara ve Karadeniz sahillerinde yaşayan
bir balık türü. Ne var ki bu balıklar lezzetinden çok, esas özelliği kafasında
bulunan özel taşlar ile sık sık gündeme geliyor olması. İstanbul Galatasaray'da
ki Beyoğlu Balık Pazarında bazı balıkçılarda satılan bu taşlar, balığın kafasında,
gözlerin arkasında beynin her iki yanında yarım fındık büyüklüğün olup, her balıkta
iki tane oluyor. Beyaz mermer görünüşlü yarım fındık büyüklüğündeki bu taşlardan
5-6 tanesi havanda dövülerek toz haline getiriliyor, kavanoz içinde yaklaşık 20
limonun suyunda bir gün bekletilip suyla sulandırılıp aç karnına sabahları bir
fincan içiliyor. Limona yatırılarak eritilen bu karışım kullanım şekliyle böbrek
taşını düşürmede yarar sağladığı belirtiliyor. Son yıllarda hastanelerden gelen
talep üzerine fiyatları artış gösteren, ünü dilden dile dolaşan taşların küçükleri
2–3 YTL, fındık büyüklüğünde olanları 15 YTL ye satılıyor. Karagöz balığı cinsi,
derin su, kayalık balığı olan eşkina ve minekop buğulama pişirim şekli yaygın
olarak bilinirse de ızgarasının da güzel olduğu belirtiliyor. Orkinos Saroz
Körfezi olta balıkçılarından Şerif, denizde yaşadığı anılarından birini şöyle
ifade ediyor. "200 kiloluk orkinosu tuttum, çektim teknenin yanına. Balık yakalandığını
anlıyor, adeta ağlıyor, gözünüzün içine bakıyor, gözüyle beni, hareketlerimi takip
ediyor, bırak beni diye adeta yalvarıyor. 3.5-4 milyar değeri var, denize geri
atamıyorsun, balıkçısın, işin bu. İçin gidiyor… Kıskanç
Erkek İskaroz Temmuz
ayında çiftleşen İskaroz aile yaşantısı olan bir balık türüdür. Sürüde erkek başı
çeker, arkada ise yetişmiş diğer erkek İskaroz ve onu takip eden dişiler bulunur.
En büyük özelliği ise kıskançlığıdır. Bu kıskançlık onu ve başını çektiği sürünün
ölümüne neden olur. Olta balıkçıları erkek İskaroz balığını misinaya bağlar ve
gezdirir. Sürünün başını çeken Erkek İskaroz bu yeni balığı kıskanır ve ona vurur.
Bu öfkeyle karaya bile çıkar, dişleri ise lüfer gibi keskindir. Arkasından gelen
sürü erkeği takip ettiği için balıkçının ağına takılır ve av bu şekilde sonlanır.
DENİZ
SALYANGOZU Deniz salyangozları kaya midyesi ile besleniyor, balıkların
bıraktığı havyarları çok seviyor, hortumuyla emerek yiyor. Salyangozun kendine
has bir salgısı var. Yakaladığı midyeyi içine hapsettikten sonra, bu
salgıyı çıkartarak midyenin kabuğunun açılmasını sağlıyor. Hortumu ile öyle bir
emiyor ki iç kabuk tertemiz kalıyor. Balık yumurtalarına çok zararı olduğu gerekçesiyle
balıkçılar Tarım Bakanlığından bu su ürünü avın teşvik edilmesini de bekliyorlar.
Salyangoz Sote Kefkenli balıkçılar topladıkları salyangoz kabuklarını
teneke içinde kaynatıyorlar. Haşlanan kabukların içinden çatalla çıkarılan deniz
canlısı aynı ahtapot gibi çok sert bir ete sahip olduğu için, haşlama sırasında
suya bira, maden suyu, sirke gibi eti yumuşatıcı katkılar konuyor. (Not: Ahtapot
haşlanırken şarap, karides haşlanırken sirke konuyor). En az bir saat haşlanarak
kabuklarından çıkarılan etler bu defa dışında bulunan siyahlık zarlardan temizleniyor
ve ince ince kıyılıyor. Arzuya ve zevke göre patates, domates, yeşilbiber, patlıcan,
soğan, sarımsak gibi sevilen sebzeler, tane karabiber, tuz, pul biber ilave ediliyor.
Kalorisi çok yüksek salyangoz yemeğinin etkisi kazanılıyor. Yarım kiloluk salyangozdan
30 gram et çıktığını belirten balıkçılar, görünümü güzel olmasa da, lezzeti iyidir
diyorlar.
Karadeniz balıkları ve Palamut'un ilginç dünyası!
Karadeniz de balık yasağının kalmasıyla önce palamut başlıyor. Arkasından denizin
canavarı denilen daldığı her balığı parçalama özeliği ve jilet kadar keskin dişlere
sahip balık
ağlarını bile ısırıp kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç anlaşamadığı
bu dişli balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan Karadeniz'i
terk ediyor.
Karadeniz'de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor. Oysa palamut
başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca palamut oluyor. Karadeniz'i
tercih edişi için balıkçılar suyu ılıman, tuz oranı üremeye müsait ve elverişli
olarak tanımlıyorlar. Balık, okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi
olmadığı için kendi yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek
yol arıyor. 20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut
Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir kere daha
havyar döker bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci nesil balıklar görülüyor.
Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir engelle karşılaşmamaları gerekiyor.
Aralık ayında göç tamamlanıyor ve Karadeniz'de palamut kalmıyor. İçgüdüsel bir
davranışla doğduğu yere gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup
bir kiloya erişiyor. Bu
ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını kazandırıyor.
Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen
ölüyor, kendini imha ediyor. Bu yüzden çiftlik balığı olamıyor, suni yemle yaşayamıyor.
Yavru palamutlar için balıkçılar mevsim başında bir yağmur yağsa da büyüse diye
bekliyorlar, Balık tatlı su içermiş diye ekliyorlar.
Lüfer ve Çipura Kendi
etini yiyen birkaç balıktan biri olan yine lüfer. Balıkçılar oltalarına taktıkları
lüfer balığı parçaları ile lüfer tutabildiklerini belirtiyorlar. Oysa diğer balıklar
iğneye konan kendi cinsinden yemlere itibar etmiyorlar. Ege'nin kraliçesi
diye tanımladığımız vahşi deniz Çipura ise, önce yumurtalarını bırakıyor sonra
da gelip bıraktığı kendi yumurtalarını yiyebiliyor! Torik balığı ise yumurta
döktükten sonra intihar ettiği söyleniyor. Fener Balığı Görünüş
olarak siyah kaya renkli
çirkin bir balık. Balıkçılar bile bu çirkinliğin
satışlarını etkilememesi için balığın derisini yüzdükten sonra dilimleyip öyle
satışa sunuyorlar. Özellikle
Çanakkale Saroz Körfezi, Edremit Körfezinde yaşayan fener balığı, dip balığı olup,
oldukça iri kafasında geniş yayvan ağzı ve keskin dişleri bulunuyor. İri kafanın
üst kısmının otomobil farı gibi iki patlak gözü yer alıyor. Her iki yanı kontrol
edebilecek açıya sahip gözlerin önünde ise biri kısa diğeri uzun iki anten bulunuyor.
Balık
yaklaşık avlanmak için kullandığı bu 40 cm lik uzun olan antenin ucunda beyaz
renkli, ışık saçan, bir deri parçası taşıyor. Avlanma
sırasında fener balığı yassı olan vücudunu kuma gömüyor ve bu şekilde
kendini kamufle edip görünmezlik sağlıyor.
Kafanın önünde kumun üzerine ise ışıklı parçayı yatırıyor. Diğer balıklar dikkati
çeken ışıklı parçayı yemek için
geliyorlar. Tam bu sırada ışıklı antenini
yemli olta gibi kullanan fener balığı kafasını
aniden kumdan çıkarıp avını yakalayıp
yutuyor.
Vücudunun iki yanında kuvvetli yüzgeçleri olan fener balığının derisi soyulup
kılçıksız lop eti kuşbaşı doğranarak kavurması, kömür ızgarada şiş'i yapılıyor.
Işıklı antene sahip olması nedeniyle fener ismini alan balık lezzetli balıklar
sınıfında yer alıyor. Fener balığının temizlenmesi sırasında yakaladığı her
balığı bütünüyle yuttuğu, 30 kg lık bir fener balığı midesinden 3-4 kg lık mercan
balığı çıktığı belirtiliyor. Fener balığının midesi çöplük gibi benzetmesi yapılıyor.
Dülger
Balığı (Peygamber Balığı - Marangoz Balığı) Bir
ismi de peygamber balığı olarak anılan dülger
balığı Çanakkale menşeli bir balık türü
olup özellikle ülkemiz sularında Bozcaada çevresi, Saroz denizi, Marmara'da
rastlanıyor. Ağ ve açık deniz trol avcılığı ile yakalanan Dülger balığının en
karakteristik ve belirgin özelliği her iki yanında parmak izi gibi koyu gri yuvarlak
bir leke bulunması. Halk arasında ki inanışa göre bir peygamber (İsa) bu yassı
balığı her iki yüzeyinden eliyle tutmuş ve başparmak ile işaret parmağının izi
kalmış. Nesiller boyunca süregelen bu parmak izi, dülger balığına peygamber balığı
ismi takılmasına neden olmuş. Çok da estetik bir görünümü olmayan, balıkçılar
tarafından iri kafalı, büyük ağızlı, bazı yerleri şeffaf, bazı yerleri dikenli
ve nispetsiz, sert pullu, geniş yüzeyli, yassı balığın, içinde sadece ciğeri olup
mide boşluğu küçük bir balık türü olarak tanımlanıyor. Balığın bir ismi de
marangoz balığı. Üzerinde bulunan kemiksi kabartmalar marangoz aletlerine benzetildiği
için bu isimle de anılıyor. Kılıç
Balığı Balıkların
içinde bir şövalye, gladyatör varsa oda kılıç balığı olsa gerek. Zira ağzında
diş olmayan kılıç balığı sert sivri kemik yapılı uzun kılıcını hem avlanma, hem
savaşma amaçlı kullanıyor. Özellikle 120 km hızla yol alabilen vücut yapısı ile
balık sürülerinin içine dalıyor ve ağzını açıp başını sağa sola hızla çevirerek
ağzını balıkla doldurabiliyor. Kılıç balıkları en çok, özellikle temiz denizlerin
göstergesi olan canlı türleri kalamar, ahtapotların bulunduğu veya yavrulamaya
geldiği Saroz Körfezi’nde, Çanakkale’de balıkların geçiş noktası olan Babakale,
Assos çevresinde yakalanıyor. Üç
dört yaşından sonra vücut yapısı üzerinde bulunan pulları kaybedip kayganlaşan
kılıç balıklarını yakalamak oldukça zahmetli oluyor. Özel oltalarla yakalanan
kılıç balığı denizden tekneye çekilirken iyice yoruluyor. Daha sonra tekneye çekiliyor.
Kıvrak ve güçlü vücut yapısına sahip kılıç balığı tekneye çekilir çekilmez can
havliyle ve kalan olanca gücüyle defalarca zıplıyor ve tekrar denize dönmek istiyor.
Bu nedenle balığın üzerine üç dört balıkçı çuval atıp, çullanıyorlar, ağırlık
altında kalan balık yoruluyor ve çaresiz kalıyor. Eminönü Tahmis Sokak no
27 de bulunan İmren Marmara Balık Market balıkçılarından Bayburt’lu Yalçın Türkoğlu
Çanakkale’de tutulmuş bir kılıç balığının 85 kilo geldiğini ve turistik otellerden
aldıkları siparişe göre kesip dağıtacaklarını belirtiyor. Üç dört cm lik
küpler halinde doğranan kılıç etleri çelik şişlere domates, çarliston biber, limon
dilimleriyle beraber, arasına defneyaprağı koyarak bir süre dinlendirilip arzuya
göre marine ediliyor, sonra ızgarada pişirilerek kılıç şiş olarak servis ediliyor.
Diğer balıklardan farklı kendine has lezzeti olan kılıç şiş, kılçıksız lop et
oluşu nedeniyle tercih ediliyor.
Son
bir not:Kılıç balığı, vücut kaslarından gelen ısının gözlerine aktarıldığı
özel bir sisteme sahip. Bu ısıtıcı sistem balığa görme işlevi için gerekli
ısıyı sağlıyor. Bu sayede balık 600 metre dipte ve su ısısının 5 dereceye düştüğü
durumlarda bile avlarını kovalayabiliyor. Sistem, 60 km hızla giden balık
sürülerinin kovalanması sırasında kılıç balığına gözlerin görebilmesi için gerekli
20–25 derece ısıyı sağladığı belirtiliyor. Kalamar-Mürekkep Balığı Hayatta kalabilmek için ilginç yöntemi ile
uğraş veren deniz canlılarından biri de kalamar. Tek savunma aracı ise mürekkep
kesesi. Yakalanacağını anladığı an peşindeki düşmanını oyalamak, kendisini görünmez
kılmak amacıyla kesesinde bulunan mürekkebi çevresine yayarak denizi bulandırıyor,
bu yöntemi defalarca tekrarlayarak, bu süre içinde av olma mesafesinden süratle
uzaklaşıyor. Kalamarın
mürekkebi kendisine düşmanından kaçıp kurtulması için yarar sağlarken, yakalanan
kalamarların mürekkebini balıkçılardan toplayan İtalyan ve Rum aşçılar bu mürekkebi
mavi makarna yapımında kullanıyorlar. Kalamarın kendisi ise, beyaz etli makbul
bir meze türü sayılıyor. Kalamarın içinde bulunan kaşık kemiği çıkartılıyor, derisi
zar gibi yüzülüp silindirik gövdesi halka halka kesiliyor, kolları ve diğer bölümleri
de ince şeritler halinde doğranıp bu defa kalın tuzla beraber 15- 20 dakika yoğruluyor.
Bir süre sonra sertliğini kaybedip yumuşayan kalamar parçaları yıkanıyor. Arzuya
göre bira veya sodadan
geçirilip, unlanıp, kızgın yağda kızartılıyor. Kızartma sırasında
etrafa yağ sıçraması kaçınılmaz ve fazla oluyor. Derin
dondurucuda 10 gün gibi bir süre bekletilenler kalamarlar zamanla lezzet kazanıyor.
Kalamar'ın
yabanisi Bülbülya. Günümüzde çipura, levrek, fangri balıkları gibi, Orkinos
da çiftlikte yetiştirilen bir balık türü oldu. Orkinosun diğer çiftlik balıklardan
farkı, hem deniz dibinde tel kafesler içinde bulunmaları, hem de doğal yemle beslenmeleri.
Orkinosun en sevdiği deniz canlılarının başında Saroz Körfezinde bulunan bülbülya
geliyor. Bir tür kalamarın yabani çeşidi olan bülbülyalar ağ ile yakalanıyor.
Bülbülya ile beslenen orkinosların eti daha lezzetli oluyor. Orkinoslara somon
balığı da aynı amaçla yediriliyor, yeterli beslenme zamanı sonunda bülbülya ve
somon balıklarıyla beslenip eti farklılık kazanan orkinoslar, yine farklı fiyattan
suçhi yapılmak üzere Japonlara satılıyor. Dil
Balığı Midye Türü Sülünez Silivri'de deniz dibi kum olduğu için karides, midye
türü kabuklu deniz canlılarına da sıkça rastlanıyor. Bunlardan biri de kumun altında
yaşayan ve "sülünez" denilen bir midye türü. Her balığa makbul bir yem olan bu
midyeler, kumun üzerinde hiç görünmüyor, sadece 8 gibi iki küçük delik bulunuyor.
Özel şiş bu deliğe sokularak midyeler toplanıyor. Midyeleri kavurup yiyen de bulunuyor,
balık yemi olarak kullanan da. Özellikle teneke altı çıkarılıp macunla cam konuyor,
bu şekilde deniz dibinin yüzeydeki dalgalardan etkilenmeden net olarak görünüm
sağlanıyor. Mercek gibi seyredilen kum yüzeyde midyeler avlanıyor.
Oltanın
Ucundaki Heyecan
Amatör balıkçılık çok ayrı
bir tutku önce bir hevesle başlıyor ve 10 iğneli bir çapari olta alınıyor. Bilgi
beceri ve tecrübe geliştikçe biraz da çevredeki diğer amatörlere özenilerek
kamış oltaya geçiliyor. Bu süreçte misinaların, iğnelerin özellikleri, olta türleri,
balık türleri ve avlanma biçimleri öğreniliyor. Hangi balığın nerede, ne zaman
avlanacağı araştırılıyor. Durumu iyi olanlar küçük çaplı tekne bile ediniyorlar.
Bu gün ülkemizde amatör balıkçılık yalnız denize sahil olan kentlerimizde değil
akarsuyu gölü bulunan kara kentlerinde
de yaygınlaşıyor. Oltalarda, zokalarda, suni yemlerdeki gelişmeler ise şaşkınlık
verici düzeyde. Özellikle Finlandiya ve Japonya'daki teknolojik gelişmeler amatör
balıkçılığın boyutlarını da değiştirmiş durumda. Balıkları kandırmak artık çok
daha kolay. Özellikle "Mr. Twister" ismi verilen suni solucanlar büyük rağbet
görüyor.
Sentetik balıklar, karidesler çok çeşitli. Hatta karınlarının içinde kimyasal
reaksiyon tüpleri taşıyan suni yemler bile var. Japon Yuzuri
firması tarafından yapılan sentetik balıklar ise canlı balıkları kandırmada çok
etkileyiciler. Cam parçalardan oluşan suni yemler oltanın ucunda suya girdiği
zaman fosforlu bir hal alıp ışık saçıyor. Pırıl pırıl parlayan bu yeme özellikle
lüfer ve mercan hayır diyemiyor. İzmarit
Mevsimi Ekim-Nisan arasıdır. İzmarit dip balığı olup zeminin 40 cm üstünde
dolaşır. Düşmanı
olan
lüfer akını başlayınca avı kesilir. İzmarit oltasında 6 veya 7 nolu siyah sinek
iğnesi kullanılır. 150-200 gramlık kurşunu vardır. İzmarit avında 3 iğne idealdir
bir de fırdöndü taktınız mı olta hazır demektir. Balığın derisiyle eti arasında
bulunan yağ tabakası lezz
katar. Buna rağmen izmaritin derisi
sıyrılıp, tulum çıkararak yemeyi tercih edenler olur.
İstavrit Hindi
veya martı tüyü çapari ile yakalanır. İstavrit
oltasına kırçıllı tüy takılırsa bazen kolyos geldiği bile olur. Soğuğu seven bu
balık orta derinlikte dolaşır. Çok soğuk havada dibe kaçar. Oltaya 20 iğne takılabilir.
İlk atışta dibe kadar inen olta sonra yoklayarak yukarı çekilir. Hangi seviyede
balığa rastlanırsa olta işaretlenerek o derinlikte avlanılır. İstavrit avında
misinayı tutan el devamlı hareket halinde olmalıdır.
Mezgit
Marmara'nın en saf balıklarındandır bu nedenle çok kolay tutulur. Yem olarak sinek
iğnesine genellikle midye takılır bazen tüylü iğneye de geldiği olur.
Zargana Fosforca zengin olan balık çocuklar için son derece değerli
bir besin kaynağıdır. Özel olta isteyen tek iğneyle yakalanır. Sürekli hareket
halindeki tekneden tutulur. Tavası ve köftesi lezzetlidir. Kırlangıç
Olta balıkçılığının zevkli avlarındandır.
Dip balığı olup zoka veya çift büyük iğne ile yakalanır. Maliverye denilen iğneye
istavrit veya izmarit kılçıksız yaprak halinde takılır ve iğne dibe yatırılır.
En iyi avlanma dönemi ise ekim-kasım arasıdır.
Çinekop, sarıkanat, lüfer
ve kofana aynı tür balıklardır. Çinekop 3 çatallı kaşık iğnesi ile tutulur, hassas
balıktır. Canlı ve taze yem ister. Sarıkanat ve lüfer üçlü yada ikili zoka ile
avlanır. Bu balıkların avcılığı zahmetli ve zevklidir.
Marmara balıklarının
azalmasının bir nedeninin de köpek balıklarının çoğalması ve yunusların azalması
olarak gösteriliyor.
Amatörlere
öğütler -
Balıkçılık sevgi, sabır, soğuk
kanlılık ve refleks ister. -
İnce
misina 0,30 ve 0,40 avcı olur balığı ürkütmez. -
Büyük
balıklar yakalandığında misina durdura durdura ürkütmeden yukarı çekilmelidir. -
İstavrit
tutarken çapa atılmaz, çapa ipinin hareketi balığı ürkütür ve yarı yarıya keser. -
Tekneyle
büyük balık avında mutlaka bir kepçeye ihtiyaç
vardır. Sudan çıkar çıkmaz kepçeyle balık yakalanmalıdır yoksa çırpınan hayvan
misinayı koparabilir. -
Bir
balık teknesinde mutlaka livar bulunmalıdır. Livar yoksa teneke kaplar tercih
edilmeli ve su sık sık değiştirilmelidir. Plastik kovalarda bekleyen balık su
içinde bile olsa bayatlar. -
Balıkçılığa
yeni başlayanların en sık düştüğü hatalardan biri iğneyi dipte bir yerlere taktırmalarıdır.
Bu konuda dikkat gerekiyor. -
İskorpit
ve trakonya etleri yenirse de zehirli balıklardır. Çarptığı yeri şişirirler. Oltaya
sık gelen bu balıkları tanımak iğneden çıkarırken tedbirli olmak her ihtimale
karşı zehirli balık vurmaları için küçük bir şişe amonyak alınmalıdır.
-Denizden
çıkarılan balıklar deniz suyu ile veya tuzlu su ile yıkanmalıdır. Eğer buzdolabında
saklanıp aynı gün yenmeyecekse tatlı su balığın etini gevşetir, beyazlaşmasına
sebep olur, lezzeti de kaçar. Profesyonel
balıkçı Sabri Çalışkan'dan tavsiyeler. Lüfer çelik teli de keser. Bunu
suda döne döne yapar. Balık çok aç olmadığı sürece çelik tel yemi bozduğundan
dolayı kullanılmaz.
İzmarit e 150/200 gr lık ağırlık kullandığınızda,
vurduğunu anlamak çok zordur. Genelde kıyıya yakın avlanır, bu nedenle hafif ağırlık
kullanmak daha doğrudur. 75 - 115 gr gibi. Zargana su üstü balığı olduğundan su
üstünden tutulur. En sevdiği yemler gümüş ve kaya kurdudur. Tekneden tutmak için
ipek ya da kaya kurdu kullanılır. Olta 10/11 siyah iğne. 2 iğneden oluşan hırsızlı
takım kullanmak daha doğru olur. Kıyıdan topun arkasına 1,5 / 2 kulaç 0,15 / 0,2
misina, 2 iğneli hırsız 10/12 numaralı siyah iğneli takımla kaya kurdu / istavriti
ince uzun kurt gibi keserek veya irice midyelerin kenarında ki kısımlarını bıçak
ucu ile sıyırarak yem yapılır, deniz suyu akıntılı ve çırpıntılı ise ipekte kullanılabilir.
Çinakop, lüfer ve sarıkanat ta sabah gün doğumunda kaşık kullanılır.
Birde buna ilaveten deniz suyunun da bulanık olması lazımdır. Ayrıca kaşık yerine
rapalada kullanılabilir. Kıyı balıkçılığında zoka kullanılmaz. Zoka teknede kullanılırsa
daha verimli av sağlanır.