Futbol
takımıyla bütünleşen sakinleri, ilçe sınırları içinde bulunan
üç sarayı, yedi üniversitesi, müzeleri, camileri, boğazın yalılarıyla
dolu sahili, parkları, bahçeleri, çeşmeleri ve daha neleriyle
Asya ile Avrupa’nın buluşma noktası Beşiktaş!

Beşiktaş öylesine dolu, öylesine gezilip görülecek yeri, mekânı,
müzesi var ki öyle kolay kolay bitiremez, nerede nasıl vakit
geçireceğinize bilemezsiniz. Dinlenmeyi, yeşili sevenlere Yıldız
Parkı, müzeleri, sarayları, kasırları gezmeyi sevenlere tarihi
yerler, eğlenceyi sevenlere sinemalar, tiyatro ve gösteri merkezleri,
kafeler, restoranlar, meyhaneler, alış veriş merkezleri, çarşıları,
galerileri eklerseniz ortaya çıkan çok renkli dünyasıyla Beşiktaş’a
doyamazsınız.

Gezimize Kabataş’tan Dolmabahçe’ye doğru başlıyoruz. Beşiktaş’ın
stadını solumuza, Dolmabahçe Camii, saat kulesi ve Dolmabahçe
Sarayını sağımıza alıp sarayın yüksek duvarları önünden yürürken
her iki kaldırımda gökyüzüne yükselen tarihi çınar ağaçlarının
birbirine kavuşarak meydana getirdiği ağaç tünelinde olduğumuzu
fark ediyoruz. Yolun bir başka görülmesi
gereken duvarlarında ise Ortaköy’e dek uzanan ve 105 fotoğraftan
oluşan Atatürk temalı daimi fotoğraf sergisinin bulunuyor olması.
Bir kilometrelik bu eşsiz güzellikte ki yolun bitiminde Beşiktaş’ın
merkezine yaklaşırken sağımızda Mimar Sinan Üniversitesi, Resim
ve Heykel Müzesi, solumuzda yukarı bir yokuşun çıktığını görüyor
ve tereddütsüz çıktığımız Akaretler ismiyle anılan yokuş bizi
Maçka’ya ulaştırıyor. Parke taşı kaplı yokuş çok dik olmamasına
rağmen İstanbul’un taşıt sürücüleri 1955–1965 yıllarında bazı
yokuşlar için stadın arkasından gazhane tarafından çıkan yol
için “Öldüm Bayıldım Yokuşu”, Akaretler yokuşu için de “Kargadan
başka kuş, Akaretlerden başka yokuş tanımam” derlerdi. Zamanın
kötü hava koşullarında dur kalk yapmak ve yolun kaymasından
dolayı böyle bir şöhreti varken günümüzde yoğun trafiğe sahne
olmaya devam ediyor. Yokuş boyunca sağlı sollu yer alan ve yenilenen
Akaretler evleri, içinde Atatürk’ün annesinin bir süre kaldığı
dönemin antika eşyaları
ile döşenerek Atatürk müze evi haline dönüştürülen 36 nolu evde
bulunuyor. Antika demişken yeni açılan butikler, oteller eşliğinde
çıktığımız yokuşun üzerinde yer alan bembeyaz mermerlerle süslü
Valideçeşme önünden geçiyoruz. Ardından yokuşun bitiş yeri olan
ve Beşiktaş Kulübünün efsanevi başkanının ismiyle anılan Süleyman
Seba Caddesi başına yani Antika meraklıların vazgeçilmez durağı
Antik Palas’a geliyoruz. Antik A.Ş. nin düzenlediği müzayedeler
öncesi sergilenen eserlerle bir müze görünümlü göz okşayan estetik
konak, aynı zamanda sergi salonları, konserler, çeşitli etkinliklerle
hayranlık uyandırıyor. Yol, devamında İTÜ önünden geçerek Hilton
Oteli vadisini bir baştan bir başa geçiş imkânı veren telefrig
istasyonuna, sonrada Teşvikiye’ye, Rumeli Caddesi uzanıyor.
Swiss Otel, İsmet İnönü’nün evi ve heykelinin bulunduğu Maçka’dan
ayrılarak daha ileriye gitmeyi bir başka bölüme bırakıp sahil
yoluna geri dönüyoruz.

Çarşı
Solumuzda Cadde boyunca uzanan dükkânlar, bankalar, kitapçılar
ve de duraklar. Otobüs durağının yanı sıra Taksim minibüslerinin
hareket noktası olması, karşı yakadan gelen gemi yolcularının
geçitleri kullanarak duraklara gelmesiyle bu daracık kaldırım
platformun her daim canlılığını, kalabalıklılığını koruduğunu
görüyorsunuz. Çarşı yine solumuzdan içeri sapan yolda başlıyor.
Beşiktaş Spor Kulübüne gönül vermiş taraftarların, yaratıcı
sloganlarını atarak Beşiktaş’ın maç günleri toplandığı, takım
deplasmandaysa maç seyrettiği Kazan Birahanesi ve çevresi merkez
olarak dikkat çekiyor.
Çarşı
içinde uğramadan geçemeyeceğimiz birçok alış veriş noktası var.
Daha girişte yer alan Kabalcı Kitapevi zengin kitap arşivi,
DVD, CD, kırtasiye çeşitleri ile aklınızı çelecek birçok cazip
obje barındırıyor. Çay bahçesi, banka, şubeleri, butikler, marketler,
şarküteri, bijuteri, rüccaciye, eczane, sağlık kuruluşları,
terziler, pastane, restoran, büfelerle devam eden çarşıda, yolun
çatallaştığı mevkide iki yan yana dükkân dikkatimizi çekiyor.
Zaten damak zevkine görüntüsü ve kokularıyla hitap eden dükkânlardan
biri tarihi Şöhretler Köftecisi, diğeri turşucu. Köfteci futbolcuların,
ünlülerin portreleri ile doldurduğu duvarlarına bakarak ızgara
köfte, piyaz, irmik helvası yiyenlerin vazgeçilmez mekânlarından
biri sayılıyor. Turşucu derseniz tüm Beşiktaş sakinlerinin uğrak
noktalarından biri olarak hiç boş kalmıyor.
Soydan
Turşuları Ahmet - Murat Öğretmen işletmesi turşu çeşitleri,
salamura dolma yaprakları, biber salçası kavanozları, zeytinleri,
sirkeleri ile ev hanımlarının mutlak uğrak yerlerinden biri
olarak ilgi görüyor. Ziyaretçiler turşu siparişleri yapılırken
ayaküstü bardakta hazırlanan turşu ve suyunu içebiliyor. Şair
Leyla Sokak No 19 Tel no: 0(212) 259 32 02
Yolun devamında Kara Kartal heykelli küçük bir meydana geliyoruz
ki burası 7-8 Hasan Paşa Fırınından yeni çıkmış simit, paskalya
çöreği, kurabiye kokularının derinden hissedildiği, dondurmacı
Mado’nun, lahmacuncu Hacı Salihoğlunun çevrelediği işlek bir
tür merkez.
Doğrusunu isterseniz Beşiktaş dediğim semtin çarşısı labirent
gibi bir yer, girdik bir kere, ne tarafa çıkacağımızı bulmak
gerçekten tecrübe istiyor. Her tarafta görülesi bir mekân mutlaka
bulunuyor. Şunu mu alsam bunu mu alsam, burada mı şurada mı
otursam aaa bu da varmış dedirten Çarşıdan Barbaros Bulvarına
doğru giderken yeni yapılan Beşiktaş Köy içi balıkçılar çarşısını
solumuzda, simit sarayını sağımızda bırakıyoruz. Arada bir sokak
var, köşesinde bir zamanlar ana cadde üzerinde, durakların arkasında
bulunan küçük dükkânın yeni taşındığı yer olarak İş Bankası
Yayınlarını, yeni çıkan kitapları satıyor.
Gözlükçü, çorapçı, kilise, bankalar, önünden ilerlerken içeri
doğru uzanan sayısız dükkânlı pasajları bırakıyor, bir köşesi
Sinanpaşa Pasajı, bir köşesi İskender, sucuk dönerci lokantadan
Barbaros Bulvarının iniş yakasıyla kucaklaşıyoruz. Bu noktadan
daha sonra sahili dolaşıp tekrar geçeğiz. Dedim ya Çarşıdan
öyle kolay kolay çıkılmıyor. Beşiktaş’ın sembolü Kartal heykelli
meydanda bu defa dümdüz gidiyoruz bu sokak ve bu sokağa açılan
diğer sokaklar yerleşimin çok yoğun olduğu mahalleleri kapsadığı
için ailelerin ihtiyaçlarına göre şekillenmişler. İlk dikkati
çekenler, marketler, beyaz eşya dükkânları, mobilyacı, halıcı,
perdeci, döviz büfeleri, telefoncular, nalbur, resim çerçevecileri,
fırınlar… Yol öylesine vitrin baktıran dükkânlarla dolu ki dükkânların
bitiminde Ihlamur yokuşu başına geldiğinizde derin oh çekecek
kısa bir aralık bulabiliyorsunuz. Burası genişleyen ve biraz
da yeşillik bulunan bir zamanlar padişahın avlanmaya geldiği
av sahası. Aşırı yapılaşma ile neredeyse bir bahçe içinde kalan
görüntüsüyle taşın oya gibi işlendiği çarpıcı görüntüsüyle hayranlık
uyandıran Ihlamur Kasrı.
Ihlamur Kasrı
Ihlamur mesiresi adlı alan içinde Havuzlu Ihlamur Mahalli, Muhabbet
Bahçesi, Hacı Hüseyin Bağı bölümlerinden oluşan bu dinlenme
alanı III. Sultan Ahmet döneminde 1703–1730 bir has bahçeye
dönüştürüldüğü, I. Abdülhamit ve III. Selim dönemlerinde ki
düzenlemeler sonrasında Sultan Abdülmecit’in sade bir bağ evine
gelerek dinlendiği biliniyor. Daha sonra bugünkü y apılardan
biri olan ve törenlerde kullanma amacıyla Merasim Köşkünü yaptırmış.
Köşkün ön cephesinde kullanılan barok çizgiler taşıyan merdiveni,
kabartmaları, motif, kalem işi bezemeleri süslemeler günümüzde
ziyaretçilerin büyük beğenisini kazanıyor. Maiyet Kasrı olarak
tanınan diğer küçük yapı ise iç ve dış süslemelerinin daha yalın
olduğu gözleniyor. Bazı horoz ve koç dövüşlerine, güreşlere
mekân olan kasır aynı zamanda 1910’da ziyarete gelen Bulgar
ve Sırp krallarını da ağırlamış. Ihlamur Kasrı önceleri TBMM
sine bağlıyken 1951 de Belediye yönetimine geçirilmiş. Günümüzde
ise tekrar TBMM bağlanarak müze saray olarak kamu hizmetine
sunulmuş. Beşiktaş, Yıldız, Nişantaşı üçgeni içinde yer alan
Ihlamur Kasrı, Pazartesi, Perşembe günleri dışında 09.30-16.00
saatleri arasında gezilebiliyor.
Ihlamur Kasrı’nın büyülü dünyasından ayrılıp başınızı yukarı
doğru kaldırdığınızda bulutlara uzanan yüksek binalar, gökdelenler
arasında Teşvikiye, Nişantaşı, Şişli’ye, Darphane’ye, Ayazağa
tarafına tırmanan yokuşları görüyorsunuz. Ihlamur Yokuşu ise
sizi karşı yakaya taşıyacak olan Boğaziçi Köprüsüne bağlanması
nedeniyle sürücülerin en çok tercih ettikleri güzergâhların
başında geliyor.
Şimdi
tam bu noktada sahil yolundan gelen Barbaros Bulvarı ile bağlanıyoruz.
Yokuşun bittiği noktada Yıldız Camii, caminin önünde Yıldız
Saat Kulesi, biraz ilersinde Barok, Rokoko, İslam etkilerini
yansıtan kalem işleri, geometrik bezemeler ve manzaralı panolarla
süslü Yıldız Sarayı Şale müze-saray ile Şehir Müzesi var.
Bu tarihi bölümün cadde tarafında ise, yıllarca ihmal edilen
ve adı Perili Köşk olarak anılan dört duvardan oluşan yapı bulunuyor.
Metruk yapı sonraları Yıldız Teknik Üniversitesi komplesine
dâhil edilerek yenilenmiş. Yoğun trafikle boğuşarak boğaz köprüsüne
ayrılan bu sapağın başında bulunan yapının önüne ulaşabilen
sürücüler, burada köprü trafiğinde santim santim ilerleyerek
geçen zaman içinde karşıya geçmenin bedelini ödüyorlar. Biz
karşıya geçmiyor, Beşiktaş Çarşısına saptığımız sahil yoluna
geri dönüyoruz.

Sinanpaşa Camii
Cami Beşiktaş İskelesi karşısında yer alıyor. 1550–1553 yılları
arasında Osmanlı Donanmasının Kaptan-ı Deryası olan Sinan Paşa
tarafından yaptırılmıştır. Sinan Paşa 1553 yılında öldüğünde
cami inşa halinde olduğu için bu nedenle Sinan Paşa Üsküdar'da
bulunan Mihrimah Sultan Camisine gömülmüş. Cami ise 1555 yılında
tamamlanmış. Mimar Sinan eserlerinden olan bu cami dikdörtgen
bir plan üzerine oturtulmuş, merkezi kubbe kemerlerle altı köşeli
bir şekilde sütunlara dayandırılmış olup iki yanda ikişer kubbe
desteklenmiş. Kurulduğundan bu yana çeşitli tarihlerde onarım
görmüştür. Mabedin son cemaat yerini medrese çevreler. Tek minareli
olan caminin Hünkâr mahfili yıkılmıştır. Caminin şadırvanının
üstü havuzdaki suyun kirlenmemesi için mermer eteklikle kapatılmıştır.
Mermer eteklik ve sütun başlıkları 16.yy Osmanlı işçiliğinin
en güzel örneklerinden biri sayılıyor.
Deniz Müzesi
Beşiktaş iskelesi arkasında sahil yolu üzerinde bulunan Deniz
Müzesi gezinize ana binanın giriş katı, zemin ve ikinci katta
sergilenen deniz subaylarının kıyafetlerini taşıyan mankenler,
tablo ve gravürler, gemi modelleri, kadırgaları görerek başlıyorsunuz.
Atatürk’ün kaldığı Ertuğrul yatında ki kamarası, kullandığı
eşyaları görebilecekleriniz arasında. Zemin katta Yavuz zırhlısına
ait parçalar, gemi isim plaketleri, fenerler, mayınlar, torpiller,
haritalar, sancaklar, taş baskılar ve tarihi gemi parçaları,
teşhir ediliyor. Ana binadan çıkınca bu defa bahçede açık havada
sergilenen savaş topları, 1911 yapımı Yavuz zırhlısının dört
pervanesinden biri, Yavuz zırhlısının 11 ton ağırlığında ki
çapası, savaş kumanda köşkü ile özel bölümde çeşitli gemilere
ait parçalar görülüyor.
Zengin eserlerle donatılmış Saltanat Galerisi bölümü, galerilerinde
geçmiş zamana uzanan bir tür yolculuk yaparken, Sultan V. Mehmet
Reşat, Sultan Abdülaziz devrine ait köşklü kayıklar, Abbas Paşa’ya,
Sultan II. Abdülhamit, Abdülmecit devrine ait
çeşitli kayıklar görülüyor. 19. yy çeşitli piyade kayıklarının
da sergilendiği alt katta, ayrıca refah gemisi filikası, Mabeyn
(saray servis) kayığının baş kısmı, Tenezzüh kayığı, Prens Sait
Halim Paşa’nın kullandığı kayık ve diğerleri sergileniyor.
Tarihi Kayıklar Galerisinin üst katında ise Atatürk’ün Marmara
havuzunda, Florya Köşkünde kullandığı sandallar, Ertuğrul yatı
maun filikası, Sultan Abdülmecit, Abdülaziz’in kayık ve sandalı
yer alıyor.
Yedi çifte, on üç çifte saltanat kayıklarında kürek çekenler,
dönemin kıyafetlerini giymiş cansız mankenlerle birlikte görülüyor.
Müze gezinizin sonunda hediyelik eşya reyonunda bulunan amblemli
kupalar, maskotlar, biblolar, anahtarlık, mum, denizcilikle
ilgili kitaplar gibi birçok obje satın alınabiliyor.
Deniz Müzesi Pazartesi, Salı günleri dışında mesai saatleri
içinde gezilirken, fotoğraf çekmek isteyenler ayrıca ücret ödüyorlar.
Müzedeki temizlik, disiplin, her eserin üzerinde açıklayıcı
bilgiler bulunması, müze görevlilerinin ziyaretçilere olan tutum
ve davranışları hayranlık uyandırıyor.
Beşiktaş Deniz Müzesi: Tel 0(212) 261 00 40

Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı ve Türbesi
Sinan Paşa Camii, Beşiktaş İskelesi, Deniz Müzesi ile çevrili
geniş alanda Barbaros Anıtı ve Barbaros Türbesi bulunuyor. 1944
yılında Ali Hadi Bara ve Zuhdi Müridoğlu’nun birlikte yaptıkları
eserde gemiye benzetilen bir kaidenin üzerinde Barbaros Hayrettin
Paşa ve iki leventin figürü yükseliyor. Anıtta dikkat çeken
bir detayda ise figürler, kaide üzerine yerleştirilirken bir
hesap hatası yüzünden leventlerden birinin eli, arka bölümde
yükselen kaya kütlesine çakışmış. Çare olarak kaya kütlesinde
elin arkasına temas eden kısma bir oyuk açılarak pratik bir
çözüm bulunmuş.
4. Temmuz 1546 günü hayata göz yuman, büyük Türk Amirali Barbaros
Hayrettin Paşa’nın türbesi de heykelin karşısında görülüyor.
Her yıl düzenlenen törenlerde, anıt etrafında toplanan askerler,
temsili havaya ateş ederek anma gününü kutluyor, türbesini ziyaret
ediyorlar.
İskeleler
İşte bir güzel yapı daha Beşiktaş İskelesi, milyonlarca yolcunun
bir kıtadan bir kıtaya ayak bastığı unutulmaz boğaz gezilerinin
işlek ayağı Beşiktaş İskelesi sadece iskele değil, çevresi ile
bütünleşen hafızalarda iz bırakan estetik bir yapı. Biraz ilerde
aynı kıyıda, bir de Hayrettin İskelesi ile diğer tarafta deniz
otobüsü iskelesi de var amma, Beşiktaş İskelesi mimarisi ile
de İstanbul Boğazında ki vapur iskelelerin en güzeli konumunu
koruyor.

İki yakayı birleştirenlerin diğer durakları Barbaros İskelesinin
solunda yer alan Motor iskelesi. Üsküdar Beşiktaş arasını komşu
kapısı yapan dolmuş motorları, turnikeden geçenleri açık ve
kapalı mekânları ile bekletmeden bir yakadan diğerine sistemli
biçimde taşıyorlar. Üsküdar’da hiç işiniz olmasa da Beşiktaş’tan
çıkıp boğaz havası almak için bile motor iskelesi kişi başı
1,5 TL ödeyip, 15 dakikada size deniz aşırı yolculuğu yapma
imkânı veriyor. Artık karşıya kadar geçmişken Üsküdar’dan Beşiktaş’ı
seyretmek için iskele çevresinde ki parklarda soluklanmak veya
Salacak sahiline yapacağınız kısa yürüyüşle Kızkulesi’nden Beşiktaş
seyri seçeneklerden bir başkası olabilir.
Yıldız Parkı
Kent
içinde gizli kalmış nefes borusu. Uzun boylu ağaçlar, yeşillikler,
çiçekler, süs havuzları, estik ahşap köprüler, kamelyalar, banklar.
İsterseniz trafik ve şehir koşturmasından uzak pakta dolaşın,
isterseniz tarihi köşklerin birinde oturup bir şeyler içerek
soluklanın. Her iki seçenekte de kentin ortasında bu imkânı
bulmayı kendinize sunulmuş bir armağan olarak algılayacaksınız.
Çırağan Sarayı karşısında bulunan Yıldız Parkına Beşiktaş Polis
Merkezi önünden geçerek ücretli giriş yapıyorsunuz.
Malta Köşkü
Yıldız Parkı içinde bulunan estetik mimarisiyle ilgi çeken Malta
Köşkü, ziyaretçilerine asırlık çınarlar, dereler, gölcükler
arasında yemyeşil bir vadinin içinde dinlenme imkânı sunuyor.
Tarihte Beşinci Sultan Murat’ın zorunlu ikametgâhı olan köşk,
günümüzde çevreyle bütünleşmek isteyen, konuklara huzur içinde
dinlenme sağlıyor.
Aynı parkta bulunan Şale Köşkü’nde ise II. Abdülhamit döneminden
bu yana Almanya, Avusturya, Macaristan, Pakistan’dan gelen birçok
devlet büyüğü konuk ağırlanmış.
Yıldız Porselen Fabrikası
Yıldız
Parkı içinde bulunan müze fabrika Osmanlı Sarayının cini ihtiyaçlarını
karşılamak için 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in talimatıyla
kurulmuş. Fransız Serves ve Limoges şirketinden ithal edilen
teknoloji ile üretime geçmiş, Fransa’dan uzman ve çeşitli kalıplar
getirilmiş. Deprem sonrası İtalyan Mimar Raimondo tarafından
onarılan fabrika vazolar, figürler, desenler içeren tabaklar,
yazı ve sofra takımları, aşurelikler, şekerlikler, tepsiler,
çay takımları, abajurlar, fincan takımları, resimli duvar tabakları
büyük titizlikle üretiliyor. Üretilen ürünlerin satıldığı mağaza
ise fabrikanın girişinde yer alıyor. Evinize veya sevdiklerinize
gururla verebileceğiniz, itinayla göz nuru eserler barındırıyor.
Fabrika çıkışından birkaç metre geriye dönerseniz, Yıldız Parkının
Ortaköy sırtlarına açılan ikinci kapısından çıkarak, 30 bin
metre kare üzerine kurulu Ulus Parkına ulaşabilirsiniz. İstanbul
Boğazının köprülü panoramasıyla en güzel seyir terasına sahip
Ulus Parkı, aracınızı park edebileceğiniz, bir şeyler yiyip
içebileceğiniz ücretli girişiyle tercih edilen dinlenme yerlerinin
biri sayılıyor. Biraz ilerde Etiler’de ünlü alış veriş merkezi
“Akmerkez”, Levent tarafında “Kanyon” ziyaretçileri ağırlıyor.
Ticaret merkezi konumunda olan İstanbul’un yükselen değeri Beşiktaş,
gün be gün içerde ve dışarıda tanınınca buna paralel
konuk ağırlama ihtiyacı artmış olmalı ki İlçe sınırları içinde
lüks otel yapımına hız verilmiş. Bebek, Conrad İntercontinental,
Çırağan Kempiski, Dedeman, La Maison Hotel, Ortaköy Princess
Hotel, Parksa Hilton, Sürmeli Hotel, Plaza Hotel, Les Oltomas,
Swiss Hotel The Bosphorus, W. Hotel bunlardan bazıları. Ortaköy’e
geçmeden önce ve bu kadar genç nüfustan, üniversitelerin benzersiz
yoğunluğundan söz etmeden geçmek olmaz. Gerçekten de Türkiye’de
başka yerde göremeyeceğiniz bir üniversite yoğunluğuna şahit
oluyorsunuz. Yıldız, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,
İTÜ, Boğaziçi, Galatasaray, Bahçeşehir Üniversitesi, Harp Akademileri
ile yedi üniversiteye ek olarak liseleri, özel dershanelere
gidenleri, kursiyerleri de eklediğinizde bu kadar gencin arasında
yaşlı bile olsanız kendinizi onlardan biri gibi genç hissediyorsunuz.
Ortaköy
Çırağan Sarayını, köprüsünü geride, G.S. Üniversitesi, Denizcilik
Okulu, Kabataş Erkek Lisesi’ni Feriye sinemalarını sağımızda
bırakıp Ortaköy merkezine gelince, çok arklı bir yerde olduğunuzu
hemen fark ediyorsunuz. Ortaköy Meydanı, sanat atölyeleri, kahveleri,
bar ve lokantaları, hafta sonu açılan elişi, antika, incik boncukçuları,
sanat pazarları ile yerli yabancı turistlerin uğrak yerleri
arasında bulunuyor. Deniz kenarında yer alıp yalı camilerimizden
biri olan barok stili süslemeli Ortaköy Camii görkemiyle görenleri
hayran bırakıyor. Başta ünlü mimar ailesi Balyan’lara ait olan
apartman olmak üzere birçok bina onarılarak çehresi değişen
Ortaköy’de 1723–1724 yılları arasında Ortaköy Camiin mimarı
olan Mehmet Ağa’nın yaptırmış olduğu Nevşehirli Damat İbrahim
Paşa Çeşmesi de restore edilmiş. Burada
birbirine çok yakın durumdaki Camii, Sinagog, Kilise’yi bir
arada görebiliyorsunuz. Meydanın arka sokağında 1856 da yapılmış
olan Ayios Fokas Rum kilisesi ve Muallim Naci Caddesin Osmanzade
Sokağı köşesinde Musevi cemaatinin sinagog’u da bulunuyor. Ayrı
dinlerin ayrı insanları ayrı mabetlerde dinsel inançlarını yerine
getirseler de eğlence yerlerinde yaşam alanlarında iç içe oluyorlar,
barlar, birahaneler, publar, kahveler, lokantalar, restoranlar
renkli görsellikler barındırıyor. Sokaklara taşan masalarda
keyfince yemek yiyip, içenler, çaylarını yudumlayanlar Asya
Kıtasının Anadolu yakasına, Beylerbeyi, Kuzguncuk, Üsküdar sahillerine,
üzerlerinden geçen Boğaziçi Köprüsüne karşı oturmanın, seyir
zevkini yaşıyorlar. Seyyar tezgâhlar, satış mağaza ve galerileri,
takıcılar, resim satıcıları arasında dolaşanlar, zaman zaman
düzenlenen etkinliklere katılanlar, farklı mimarinin içinde
yer alan Ortaköy’de midye tava, kumpir, kumru satıcılarının
çevreye yaydıkları kokular arasında yaptıkları kısa gezinin,
Ortaköy’de geçen zamanın müptelası oluyorlar. Ortaköy gezinizde
yapacaklarınız bunlarla sınırlı değil. Kapalı mekânlarda oturmak
istemeyenler, Ortaköy içlerine Dereboyu Caddesine açılan sokaklarda
dolaşabilir ahşap evlerin önlerinden geçerken fotoğraf karesine
sığdırabilecekleri birçok obje, kompozisyon bulabilirler. Son
model motosiklet ve otomobil galerilerine bakabilirler.
Daha iyi ne olabilir derseniz Ortaköy sahilinden kalkıp, Fatih
Köprüsüne kadar boğazı gezebileceğiniz kısa bir tekne turu,
hem deniz havası alıp, hem de bu kısa sürede yalıları seyrederek
tadı damağınızda kalacak türden bir saatlik gezi olabilir.
Ortaköy, Esma Sultan Yalısını geride bırakıp boğaz köprüsü altından
geçek ulaştığımız Şifa Yurdu mevkiini döndüğümüz anda bir zamanlar
kömür deposu olan Kuruçeşme’ye geliyoruz.
Günümüzde Su Ada’sıyla, parklarıyla, kıyıya bağlı yatları, yolcu
tekneleriyle Marmaris, Bodrum benzeri olan Kuruçeşme sahilinde
şimdilerde Dünyaca ünlü grupların konserlerine ev sahipliği
yapan müzik holü “Kuruçeşme Arena” bulunuyor.
Artık boğaza iyice girdik ve yalıların, konakların süslediği
Arnavutköy’e hatta yaz, kış balık yakalanabilen Akıntı Burnuna
geldik. Bence Bebek Parkına gitmeyecekseniz, Bebek badem ezmesi
almayacaksanız, Aşiyan Müzesini gezmeyecekseniz istavrit, kıraça
avlamak üzere kamış oltaları, çaparileri hazırlayın, ya da kazıklı
yolun gerisinde kalan sahil restoranlarından birine kurulup,
deniz, rakı, parfüm kokularının birbirine karıştığı boğazın
bu bölümünde rakı-balık keyfine başlayın.

Yazının bundan sonrasına İstanbul
Boğaz bölümünde devam ediyoruz. |
|