İ s t a n b u l

a n a s a y f a
e m i n ö n ü
s u l t a n a h m e t
b e y a z ı t
h a l i ç
k a r a k ö y
b e ş i k t a ş
b e y o ğ l u
b o ğ a z k a d ı k ö y
ü s k ü d a r n i ş a n t a ş ı
y e ş i l k ö y
e - m a i l









 
Futbol takımıyla bütünleşen sakinleri, ilçe sınırları içinde bulunan üç sarayı, yedi üniversitesi, müzeleri, camileri, boğazın yalılarıyla dolu sahili, parkları, bahçeleri, çeşmeleri ve daha neleriyle Asya ile Avrupa’nın buluşma noktası Beşiktaş!


Beşiktaş öylesine dolu, öylesine gezilip görülecek yeri, mekânı, müzesi var ki öyle kolay kolay bitiremez, nerede nasıl vakit geçireceğinize bilemezsiniz. Dinlenmeyi, yeşili sevenlere Yıldız Parkı, müzeleri, sarayları, kasırları gezmeyi sevenlere tarihi yerler, eğlenceyi sevenlere sinemalar, tiyatro ve gösteri merkezleri, kafeler, restoranlar, meyhaneler, alış veriş merkezleri, çarşıları, galerileri eklerseniz ortaya çıkan çok renkli dünyasıyla Beşiktaş’a doyamazsınız.


Gezimize Kabataş’tan Dolmabahçe’ye doğru başlıyoruz. Beşiktaş’ın stadını solumuza, Dolmabahçe Camii, saat kulesi ve Dolmabahçe Sarayını sağımıza alıp sarayın yüksek duvarları önünden yürürken her iki kaldırımda gökyüzüne yükselen tarihi çınar ağaçlarının birbirine kavuşarak meydana getirdiği ağaç tünelinde olduğumuzu fark ediyoruz. Yolun bir başka görülmesi gereken duvarlarında ise Ortaköy’e dek uzanan ve 105 fotoğraftan oluşan Atatürk temalı daimi fotoğraf sergisinin bulunuyor olması. Bir kilometrelik bu eşsiz güzellikte ki yolun bitiminde Beşiktaş’ın merkezine yaklaşırken sağımızda Mimar Sinan Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi, solumuzda yukarı bir yokuşun çıktığını görüyor ve tereddütsüz çıktığımız Akaretler ismiyle anılan yokuş bizi Maçka’ya ulaştırıyor. Parke taşı kaplı yokuş çok dik olmamasına rağmen İstanbul’un taşıt sürücüleri 1955–1965 yıllarında bazı yokuşlar için stadın arkasından gazhane tarafından çıkan yol için “Öldüm Bayıldım Yokuşu”, Akaretler yokuşu için de “Kargadan başka kuş, Akaretlerden başka yokuş tanımam” derlerdi. Zamanın kötü hava koşullarında dur kalk yapmak ve yolun kaymasından dolayı böyle bir şöhreti varken günümüzde yoğun trafiğe sahne olmaya devam ediyor. Yokuş boyunca sağlı sollu yer alan ve yenilenen Akaretler evleri, içinde Atatürk’ün annesinin bir süre kaldığı dönemin antika eşyaları ile döşenerek Atatürk müze evi haline dönüştürülen 36 nolu evde bulunuyor. Antika demişken yeni açılan butikler, oteller eşliğinde çıktığımız yokuşun üzerinde yer alan bembeyaz mermerlerle süslü Valideçeşme önünden geçiyoruz. Ardından yokuşun bitiş yeri olan ve Beşiktaş Kulübünün efsanevi başkanının ismiyle anılan Süleyman Seba Caddesi başına yani Antika meraklıların vazgeçilmez durağı Antik Palas’a geliyoruz. Antik A.Ş. nin düzenlediği müzayedeler öncesi sergilenen eserlerle bir müze görünümlü göz okşayan estetik konak, aynı zamanda sergi salonları, konserler, çeşitli etkinliklerle hayranlık uyandırıyor. Yol, devamında İTÜ önünden geçerek Hilton Oteli vadisini bir baştan bir başa geçiş imkânı veren telefrig istasyonuna, sonrada Teşvikiye’ye, Rumeli Caddesi uzanıyor. Swiss Otel, İsmet İnönü’nün evi ve heykelinin bulunduğu Maçka’dan ayrılarak daha ileriye gitmeyi bir başka bölüme bırakıp sahil yoluna geri dönüyoruz.



Çarşı Solumuzda Cadde boyunca uzanan dükkânlar, bankalar, kitapçılar ve de duraklar. Otobüs durağının yanı sıra Taksim minibüslerinin hareket noktası olması, karşı yakadan gelen gemi yolcularının geçitleri kullanarak duraklara gelmesiyle bu daracık kaldırım platformun her daim canlılığını, kalabalıklılığını koruduğunu görüyorsunuz. Çarşı yine solumuzdan içeri sapan yolda başlıyor. Beşiktaş Spor Kulübüne gönül vermiş taraftarların, yaratıcı sloganlarını atarak Beşiktaş’ın maç günleri toplandığı, takım deplasmandaysa maç seyrettiği Kazan Birahanesi ve çevresi merkez olarak dikkat çekiyor.

Çarşı içinde uğramadan geçemeyeceğimiz birçok alış veriş noktası var. Daha girişte yer alan Kabalcı Kitapevi zengin kitap arşivi, DVD, CD, kırtasiye çeşitleri ile aklınızı çelecek birçok cazip obje barındırıyor. Çay bahçesi, banka, şubeleri, butikler, marketler, şarküteri, bijuteri, rüccaciye, eczane, sağlık kuruluşları, terziler, pastane, restoran, büfelerle devam eden çarşıda, yolun çatallaştığı mevkide iki yan yana dükkân dikkatimizi çekiyor. Zaten damak zevkine görüntüsü ve kokularıyla hitap eden dükkânlardan biri tarihi Şöhretler Köftecisi, diğeri turşucu. Köfteci futbolcuların, ünlülerin portreleri ile doldurduğu duvarlarına bakarak ızgara köfte, piyaz, irmik helvası yiyenlerin vazgeçilmez mekânlarından biri sayılıyor. Turşucu derseniz tüm Beşiktaş sakinlerinin uğrak noktalarından biri olarak hiç boş kalmıyor.

Soydan Turşuları Ahmet - Murat Öğretmen işletmesi turşu çeşitleri, salamura dolma yaprakları, biber salçası kavanozları, zeytinleri, sirkeleri ile ev hanımlarının mutlak uğrak yerlerinden biri olarak ilgi görüyor. Ziyaretçiler turşu siparişleri yapılırken ayaküstü bardakta hazırlanan turşu ve suyunu içebiliyor. Şair Leyla Sokak No 19 Tel no: 0(212) 259 32 02
Yolun devamında Kara Kartal heykelli küçük bir meydana geliyoruz ki burası 7-8 Hasan Paşa Fırınından yeni çıkmış simit, paskalya çöreği, kurabiye kokularının derinden hissedildiği, dondurmacı Mado’nun, lahmacuncu Hacı Salihoğlunun çevrelediği işlek bir tür merkez.
Doğrusunu isterseniz Beşiktaş dediğim semtin çarşısı labirent gibi bir yer, girdik bir kere, ne tarafa çıkacağımızı bulmak gerçekten tecrübe istiyor. Her tarafta görülesi bir mekân mutlaka bulunuyor. Şunu mu alsam bunu mu alsam, burada mı şurada mı otursam aaa bu da varmış dedirten Çarşıdan Barbaros Bulvarına doğru giderken yeni yapılan Beşiktaş Köy içi balıkçılar çarşısını solumuzda, simit sarayını sağımızda bırakıyoruz. Arada bir sokak var, köşesinde bir zamanlar ana cadde üzerinde, durakların arkasında bulunan küçük dükkânın yeni taşındığı yer olarak İş Bankası Yayınlarını, yeni çıkan kitapları satıyor. Gözlükçü, çorapçı, kilise, bankalar, önünden ilerlerken içeri doğru uzanan sayısız dükkânlı pasajları bırakıyor, bir köşesi Sinanpaşa Pasajı, bir köşesi İskender, sucuk dönerci lokantadan Barbaros Bulvarının iniş yakasıyla kucaklaşıyoruz. Bu noktadan daha sonra sahili dolaşıp tekrar geçeğiz. Dedim ya Çarşıdan öyle kolay kolay çıkılmıyor. Beşiktaş’ın sembolü Kartal heykelli meydanda bu defa dümdüz gidiyoruz bu sokak ve bu sokağa açılan diğer sokaklar yerleşimin çok yoğun olduğu mahalleleri kapsadığı için ailelerin ihtiyaçlarına göre şekillenmişler. İlk dikkati çekenler, marketler, beyaz eşya dükkânları, mobilyacı, halıcı, perdeci, döviz büfeleri, telefoncular, nalbur, resim çerçevecileri, fırınlar… Yol öylesine vitrin baktıran dükkânlarla dolu ki dükkânların bitiminde Ihlamur yokuşu başına geldiğinizde derin oh çekecek kısa bir aralık bulabiliyorsunuz. Burası genişleyen ve biraz da yeşillik bulunan bir zamanlar padişahın avlanmaya geldiği av sahası. Aşırı yapılaşma ile neredeyse bir bahçe içinde kalan görüntüsüyle taşın oya gibi işlendiği çarpıcı görüntüsüyle hayranlık uyandıran Ihlamur Kasrı.


Ihlamur Kasrı
Ihlamur mesiresi adlı alan içinde Havuzlu Ihlamur Mahalli, Muhabbet Bahçesi, Hacı Hüseyin Bağı bölümlerinden oluşan bu dinlenme alanı III. Sultan Ahmet döneminde 1703–1730 bir has bahçeye dönüştürüldüğü, I. Abdülhamit ve III. Selim dönemlerinde ki düzenlemeler sonrasında Sultan Abdülmecit’in sade bir bağ evine gelerek dinlendiği biliniyor. Daha sonra bugünkü yapılardan biri olan ve törenlerde kullanma amacıyla Merasim Köşkünü yaptırmış. Köşkün ön cephesinde kullanılan barok çizgiler taşıyan merdiveni, kabartmaları, motif, kalem işi bezemeleri süslemeler günümüzde ziyaretçilerin büyük beğenisini kazanıyor. Maiyet Kasrı olarak tanınan diğer küçük yapı ise iç ve dış süslemelerinin daha yalın olduğu gözleniyor. Bazı horoz ve koç dövüşlerine, güreşlere mekân olan kasır aynı zamanda 1910’da ziyarete gelen Bulgar ve Sırp krallarını da ağırlamış. Ihlamur Kasrı önceleri TBMM sine bağlıyken 1951 de Belediye yönetimine geçirilmiş. Günümüzde ise tekrar TBMM bağlanarak müze saray olarak kamu hizmetine sunulmuş. Beşiktaş, Yıldız, Nişantaşı üçgeni içinde yer alan Ihlamur Kasrı, Pazartesi, Perşembe günleri dışında 09.30-16.00 saatleri arasında gezilebiliyor.

Ihlamur Kasrı’nın büyülü dünyasından ayrılıp başınızı yukarı doğru kaldırdığınızda bulutlara uzanan yüksek binalar, gökdelenler arasında Teşvikiye, Nişantaşı, Şişli’ye, Darphane’ye, Ayazağa tarafına tırmanan yokuşları görüyorsunuz. Ihlamur Yokuşu ise sizi karşı yakaya taşıyacak olan Boğaziçi Köprüsüne bağlanması nedeniyle sürücülerin en çok tercih ettikleri güzergâhların başında geliyor.
Şimdi tam bu noktada sahil yolundan gelen Barbaros Bulvarı ile bağlanıyoruz. Yokuşun bittiği noktada Yıldız Camii, caminin önünde Yıldız Saat Kulesi, biraz ilersinde Barok, Rokoko, İslam etkilerini yansıtan kalem işleri, geometrik bezemeler ve manzaralı panolarla süslü Yıldız Sarayı Şale müze-saray ile Şehir Müzesi var.
Bu tarihi bölümün cadde tarafında ise, yıllarca ihmal edilen ve adı Perili Köşk olarak anılan dört duvardan oluşan yapı bulunuyor. Metruk yapı sonraları Yıldız Teknik Üniversitesi komplesine dâhil edilerek yenilenmiş. Yoğun trafikle boğuşarak boğaz köprüsüne ayrılan bu sapağın başında bulunan yapının önüne ulaşabilen sürücüler, burada köprü trafiğinde santim santim ilerleyerek geçen zaman içinde karşıya geçmenin bedelini ödüyorlar. Biz karşıya geçmiyor, Beşiktaş Çarşısına saptığımız sahil yoluna geri dönüyoruz.


Sinanpaşa Camii
Cami Beşiktaş İskelesi karşısında yer alıyor. 1550–1553 yılları arasında Osmanlı Donanmasının Kaptan-ı Deryası olan Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sinan Paşa 1553 yılında öldüğünde cami inşa halinde olduğu için bu nedenle Sinan Paşa Üsküdar'da bulunan Mihrimah Sultan Camisine gömülmüş. Cami ise 1555 yılında tamamlanmış. Mimar Sinan eserlerinden olan bu cami dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuş, merkezi kubbe kemerlerle altı köşeli bir şekilde sütunlara dayandırılmış olup iki yanda ikişer kubbe desteklenmiş. Kurulduğundan bu yana çeşitli tarihlerde onarım görmüştür. Mabedin son cemaat yerini medrese çevreler. Tek minareli olan caminin Hünkâr mahfili yıkılmıştır. Caminin şadırvanının üstü havuzdaki suyun kirlenmemesi için mermer eteklikle kapatılmıştır. Mermer eteklik ve sütun başlıkları 16.yy Osmanlı işçiliğinin en güzel örneklerinden biri sayılıyor.

Deniz Müzesi
Beşiktaş iskelesi arkasında sahil yolu üzerinde bulunan Deniz Müzesi gezinize ana binanın giriş katı, zemin ve ikinci katta sergilenen deniz subaylarının kıyafetlerini taşıyan mankenler, tablo ve gravürler, gemi modelleri, kadırgaları görerek başlıyorsunuz. Atatürk’ün kaldığı Ertuğrul yatında ki kamarası, kullandığı eşyaları görebilecekleriniz arasında. Zemin katta Yavuz zırhlısına ait parçalar, gemi isim plaketleri, fenerler, mayınlar, torpiller, haritalar, sancaklar, taş baskılar ve tarihi gemi parçaları, teşhir ediliyor. Ana binadan çıkınca bu defa bahçede açık havada sergilenen savaş topları, 1911 yapımı Yavuz zırhlısının dört pervanesinden biri, Yavuz zırhlısının 11 ton ağırlığında ki çapası, savaş kumanda köşkü ile özel bölümde çeşitli gemilere ait parçalar görülüyor.

Zengin eserlerle donatılmış Saltanat Galerisi bölümü, galerilerinde geçmiş zamana uzanan bir tür yolculuk yaparken, Sultan V. Mehmet Reşat, Sultan Abdülaziz devrine ait köşklü kayıklar, Abbas Paşa’ya, Sultan II. Abdülhamit, Abdülmecit devrine ait çeşitli kayıklar görülüyor. 19. yy çeşitli piyade kayıklarının da sergilendiği alt katta, ayrıca refah gemisi filikası, Mabeyn (saray servis) kayığının baş kısmı, Tenezzüh kayığı, Prens Sait Halim Paşa’nın kullandığı kayık ve diğerleri sergileniyor.
Tarihi Kayıklar Galerisinin üst katında ise Atatürk’ün Marmara havuzunda, Florya Köşkünde kullandığı sandallar, Ertuğrul yatı maun filikası, Sultan Abdülmecit, Abdülaziz’in kayık ve sandalı yer alıyor.

Yedi çifte, on üç çifte saltanat kayıklarında kürek çekenler, dönemin kıyafetlerini giymiş cansız mankenlerle birlikte görülüyor. Müze gezinizin sonunda hediyelik eşya reyonunda bulunan amblemli kupalar, maskotlar, biblolar, anahtarlık, mum, denizcilikle ilgili kitaplar gibi birçok obje satın alınabiliyor.
Deniz Müzesi Pazartesi, Salı günleri dışında mesai saatleri içinde gezilirken, fotoğraf çekmek isteyenler ayrıca ücret ödüyorlar. Müzedeki temizlik, disiplin, her eserin üzerinde açıklayıcı bilgiler bulunması, müze görevlilerinin ziyaretçilere olan tutum ve davranışları hayranlık uyandırıyor.
Beşiktaş Deniz Müzesi: Tel 0(212) 261 00 40


Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı ve Türbesi
Sinan Paşa Camii, Beşiktaş İskelesi, Deniz Müzesi ile çevrili geniş alanda Barbaros Anıtı ve Barbaros Türbesi bulunuyor. 1944 yılında Ali Hadi Bara ve Zuhdi Müridoğlu’nun birlikte yaptıkları eserde gemiye benzetilen bir kaidenin üzerinde Barbaros Hayrettin Paşa ve iki leventin figürü yükseliyor. Anıtta dikkat çeken bir detayda ise figürler, kaide üzerine yerleştirilirken bir hesap hatası yüzünden leventlerden birinin eli, arka bölümde yükselen kaya kütlesine çakışmış. Çare olarak kaya kütlesinde elin arkasına temas eden kısma bir oyuk açılarak pratik bir çözüm bulunmuş.
4. Temmuz 1546 günü hayata göz yuman, büyük Türk Amirali Barbaros Hayrettin Paşa’nın türbesi de heykelin karşısında görülüyor. Her yıl düzenlenen törenlerde, anıt etrafında toplanan askerler, temsili havaya ateş ederek anma gününü kutluyor, türbesini ziyaret ediyorlar.

İskeleler

İşte bir güzel yapı daha Beşiktaş İskelesi, milyonlarca yolcunun bir kıtadan bir kıtaya ayak bastığı unutulmaz boğaz gezilerinin işlek ayağı Beşiktaş İskelesi sadece iskele değil, çevresi ile bütünleşen hafızalarda iz bırakan estetik bir yapı. Biraz ilerde aynı kıyıda, bir de Hayrettin İskelesi ile diğer tarafta deniz otobüsü iskelesi de var amma, Beşiktaş İskelesi mimarisi ile de İstanbul Boğazında ki vapur iskelelerin en güzeli konumunu koruyor.

İki yakayı birleştirenlerin diğer durakları Barbaros İskelesinin solunda yer alan Motor iskelesi. Üsküdar Beşiktaş arasını komşu kapısı yapan dolmuş motorları, turnikeden geçenleri açık ve kapalı mekânları ile bekletmeden bir yakadan diğerine sistemli biçimde taşıyorlar. Üsküdar’da hiç işiniz olmasa da Beşiktaş’tan çıkıp boğaz havası almak için bile motor iskelesi kişi başı 1,5 TL ödeyip, 15 dakikada size deniz aşırı yolculuğu yapma imkânı veriyor. Artık karşıya kadar geçmişken Üsküdar’dan Beşiktaş’ı seyretmek için iskele çevresinde ki parklarda soluklanmak veya Salacak sahiline yapacağınız kısa yürüyüşle Kızkulesi’nden Beşiktaş seyri seçeneklerden bir başkası olabilir.

Yıldız Parkı

Kent içinde gizli kalmış nefes borusu. Uzun boylu ağaçlar, yeşillikler, çiçekler, süs havuzları, estik ahşap köprüler, kamelyalar, banklar. İsterseniz trafik ve şehir koşturmasından uzak pakta dolaşın, isterseniz tarihi köşklerin birinde oturup bir şeyler içerek soluklanın. Her iki seçenekte de kentin ortasında bu imkânı bulmayı kendinize sunulmuş bir armağan olarak algılayacaksınız. Çırağan Sarayı karşısında bulunan Yıldız Parkına Beşiktaş Polis Merkezi önünden geçerek ücretli giriş yapıyorsunuz.


Malta Köşkü
Yıldız Parkı içinde bulunan estetik mimarisiyle ilgi çeken Malta Köşkü, ziyaretçilerine asırlık çınarlar, dereler, gölcükler arasında yemyeşil bir vadinin içinde dinlenme imkânı sunuyor. Tarihte Beşinci Sultan Murat’ın zorunlu ikametgâhı olan köşk, günümüzde çevreyle bütünleşmek isteyen, konuklara huzur içinde dinlenme sağlıyor.
Aynı parkta bulunan Şale Köşkü’nde ise II. Abdülhamit döneminden bu yana Almanya, Avusturya, Macaristan, Pakistan’dan gelen birçok devlet büyüğü konuk ağırlanmış.

Yıldız Porselen Fabrikası
Yıldız Parkı içinde bulunan müze fabrika Osmanlı Sarayının cini ihtiyaçlarını karşılamak için 1894 yılında Sultan Abdülhamit’in talimatıyla kurulmuş. Fransız Serves ve Limoges şirketinden ithal edilen teknoloji ile üretime geçmiş, Fransa’dan uzman ve çeşitli kalıplar getirilmiş. Deprem sonrası İtalyan Mimar Raimondo tarafından onarılan fabrika vazolar, figürler, desenler içeren tabaklar, yazı ve sofra takımları, aşurelikler, şekerlikler, tepsiler, çay takımları, abajurlar, fincan takımları, resimli duvar tabakları büyük titizlikle üretiliyor. Üretilen ürünlerin satıldığı mağaza ise fabrikanın girişinde yer alıyor. Evinize veya sevdiklerinize gururla verebileceğiniz, itinayla göz nuru eserler barındırıyor. Fabrika çıkışından birkaç metre geriye dönerseniz, Yıldız Parkının Ortaköy sırtlarına açılan ikinci kapısından çıkarak, 30 bin metre kare üzerine kurulu Ulus Parkına ulaşabilirsiniz. İstanbul Boğazının köprülü panoramasıyla en güzel seyir terasına sahip Ulus Parkı, aracınızı park edebileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz ücretli girişiyle tercih edilen dinlenme yerlerinin biri sayılıyor. Biraz ilerde Etiler’de ünlü alış veriş merkezi “Akmerkez”, Levent tarafında “Kanyon” ziyaretçileri ağırlıyor. Ticaret merkezi konumunda olan İstanbul’un yükselen değeri Beşiktaş, gün be gün içerde ve dışarıda tanınınca buna paralel konuk ağırlama ihtiyacı artmış olmalı ki İlçe sınırları içinde lüks otel yapımına hız verilmiş. Bebek, Conrad İntercontinental, Çırağan Kempiski, Dedeman, La Maison Hotel, Ortaköy Princess Hotel, Parksa Hilton, Sürmeli Hotel, Plaza Hotel, Les Oltomas, Swiss Hotel The Bosphorus, W. Hotel bunlardan bazıları. Ortaköy’e geçmeden önce ve bu kadar genç nüfustan, üniversitelerin benzersiz yoğunluğundan söz etmeden geçmek olmaz. Gerçekten de Türkiye’de başka yerde göremeyeceğiniz bir üniversite yoğunluğuna şahit oluyorsunuz. Yıldız, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İTÜ, Boğaziçi, Galatasaray, Bahçeşehir Üniversitesi, Harp Akademileri ile yedi üniversiteye ek olarak liseleri, özel dershanelere gidenleri, kursiyerleri de eklediğinizde bu kadar gencin arasında yaşlı bile olsanız kendinizi onlardan biri gibi genç hissediyorsunuz.

Ortaköy
Çırağan Sarayını, köprüsünü geride, G.S. Üniversitesi, Denizcilik Okulu, Kabataş Erkek Lisesi’ni Feriye sinemalarını sağımızda bırakıp Ortaköy merkezine gelince, çok arklı bir yerde olduğunuzu hemen fark ediyorsunuz. Ortaköy Meydanı, sanat atölyeleri, kahveleri, bar ve lokantaları, hafta sonu açılan elişi, antika, incik boncukçuları, sanat pazarları ile yerli yabancı turistlerin uğrak yerleri arasında bulunuyor. Deniz kenarında yer alıp yalı camilerimizden biri olan barok stili süslemeli Ortaköy Camii görkemiyle görenleri hayran bırakıyor. Başta ünlü mimar ailesi Balyan’lara ait olan apartman olmak üzere birçok bina onarılarak çehresi değişen Ortaköy’de 1723–1724 yılları arasında Ortaköy Camiin mimarı olan Mehmet Ağa’nın yaptırmış olduğu Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Çeşmesi de restore edilmiş. Burada birbirine çok yakın durumdaki Camii, Sinagog, Kilise’yi bir arada görebiliyorsunuz. Meydanın arka sokağında 1856 da yapılmış olan Ayios Fokas Rum kilisesi ve Muallim Naci Caddesin Osmanzade Sokağı köşesinde Musevi cemaatinin sinagog’u da bulunuyor. Ayrı dinlerin ayrı insanları ayrı mabetlerde dinsel inançlarını yerine getirseler de eğlence yerlerinde yaşam alanlarında iç içe oluyorlar, barlar, birahaneler, publar, kahveler, lokantalar, restoranlar renkli görsellikler barındırıyor. Sokaklara taşan masalarda keyfince yemek yiyip, içenler, çaylarını yudumlayanlar Asya Kıtasının Anadolu yakasına, Beylerbeyi, Kuzguncuk, Üsküdar sahillerine, üzerlerinden geçen Boğaziçi Köprüsüne karşı oturmanın, seyir zevkini yaşıyorlar. Seyyar tezgâhlar, satış mağaza ve galerileri, takıcılar, resim satıcıları arasında dolaşanlar, zaman zaman düzenlenen etkinliklere katılanlar, farklı mimarinin içinde yer alan Ortaköy’de midye tava, kumpir, kumru satıcılarının çevreye yaydıkları kokular arasında yaptıkları kısa gezinin, Ortaköy’de geçen zamanın müptelası oluyorlar.


Ortaköy gezinizde yapacaklarınız bunlarla sınırlı değil. Kapalı mekânlarda oturmak istemeyenler, Ortaköy içlerine Dereboyu Caddesine açılan sokaklarda dolaşabilir ahşap evlerin önlerinden geçerken fotoğraf karesine sığdırabilecekleri birçok obje, kompozisyon bulabilirler. Son model motosiklet ve otomobil galerilerine bakabilirler.
Daha iyi ne olabilir derseniz Ortaköy sahilinden kalkıp, Fatih Köprüsüne kadar boğazı gezebileceğiniz kısa bir tekne turu, hem deniz havası alıp, hem de bu kısa sürede yalıları seyrederek tadı damağınızda kalacak türden bir saatlik gezi olabilir.
Ortaköy, Esma Sultan Yalısını geride bırakıp boğaz köprüsü altından geçek ulaştığımız Şifa Yurdu mevkiini döndüğümüz anda bir zamanlar kömür deposu olan Kuruçeşme’ye geliyoruz.
Günümüzde Su Ada’sıyla, parklarıyla, kıyıya bağlı yatları, yolcu tekneleriyle Marmaris, Bodrum benzeri olan Kuruçeşme sahilinde şimdilerde Dünyaca ünlü grupların konserlerine ev sahipliği yapan müzik holü “Kuruçeşme Arena” bulunuyor.


Artık boğaza iyice girdik ve yalıların, konakların süslediği Arnavutköy’e hatta yaz, kış balık yakalanabilen Akıntı Burnuna geldik. Bence Bebek Parkına gitmeyecekseniz, Bebek badem ezmesi almayacaksanız, Aşiyan Müzesini gezmeyecekseniz istavrit, kıraça avlamak üzere kamış oltaları, çaparileri hazırlayın, ya da kazıklı yolun gerisinde kalan sahil restoranlarından birine kurulup, deniz, rakı, parfüm kokularının birbirine karıştığı boğazın bu bölümünde rakı-balık keyfine başlayın.



Yazının bundan sonrasına İstanbul Boğaz bölümünde devam ediyoruz.
Beşiktaş - Foto galerisi