Şehir
arenasının bir ayağı Eminönü ise diğer ayağı da kuşkusuz Karaköy.
Gezimize başlamadan önce kısa bir tanımlama gerek. Nasıl tahtacılar,
sobacı, mangalcılar Tahtakale, kumaşçılar Sultanhamam, kitapçılar
Cağaloğlu'nda toplanmış iseler, bankalar, hırdavatçılar, elektronikçiler
de Karaköy'de toplanmış. İstisnalar yok mu derseniz var tabii hem
de başka yerde olmayanlar bile burada. Çok özel yerler olduğu gibi,
çok da farklı güzellikleri bir arada barındıran, geçmişi çok eskilere
dayanan tarihi bir semt Karaköy. Karaköy'den başlayıp Kabataş'a doğru
uzanacağız, hem alış veriş yapacak, hem kültürel, hem turistik, hem
de lezzetli bir geziye çıkacağız. Kahvaltılıklar, çikolatalar, baklavalar
ve daha neler neler.
Karaköy
Meydanına açılan Yüksek Kaldırım yokuşu, yanı başında, paralelinde,
hatta bankalarıyla ünlü Bankalar Caddesinde ilk basamakları bulunan
Komando Merdivenleri sizi Galata Kulesine, dolaysıyla Beyoğlu'na taşır.
Beyoğlu'na bir çıkış da tarihi tünelle olur ki onun da bir ayağı Karaköy
de yer alır. Tünelin yan sokağında sıkışıp kalmış, birçoğumuzun telaştan
mıdır bilinmez, gözümüzden kaçan Bereketzade Medresesi ve Camisi bulunur.
Hanlar arasına sıkışıp kalmış medresenin bilhassa kapı tokmağı ve
cephesinde bulunan zarif kuş evi görmeye değer güzellikler taşır.
Çevre Unkapanı'na doğru alet edevat, hırdavat, banyo, mutfak aksesuarları
satanlarla doludur. Dükkânlar, çarşılar, işporta tezgâhları, ilginç
testereler, tornavida, matkap uçları, çekiçler, klozetler, mutfak
dolapları, kilit çeşitleriyle doludur. Banyo küvetleri de vardır,
iş eldiveni, tel kafesler, kürek sapları da. Kısacası her eve lazım
bir şey mutlaka vardır, çeşitte istemediğiniz kadar boldur. Hiçbir
şey almasanız mutlaka bir gün boya almak için de gidilir Karaköy'e,
daha doğrusu Perşembe pazarı adıyla bilinen Haliç'e paralel sokaklara.
Diyelim ki hırdavatla işiniz yok. Karaköy Meydanına açılan kapısıyla
Selanik Pasajı'na bir gün işiniz düşer, ya çok sevdiğiniz elektronik
aletinizin bir parçası için, ya da ne bileyim
cızırtı yapan radyonuzun düğmesine sıkmak, temizlemek için sprey almak
üzere elektronikçilere, Bankalar caddesinde ki elektrikçilere bir
uğrarsınız. Burada ki dükkânlar aspiratör çeşitleri, lambaları, aplikleri
ile gün boyu uğrak yerleridir. Yukarda belirttiğim gibi Karaköy'de
yok yoktur. Büro malzemeleri, para kasaları, balık adam malzemeleri,
şişme bot satıcıları, oltacılar hepsi buradadır. Laf arasında belirtmiş
olayım İstanbul genelevi de burada hizmet vermektedir.
Köprünün Karaköy Ayağı
Şimdi
Karaköy Meydanı'ndan deniz tarafına doğru geliyoruz. Galata Köprüsü
bağlantı ayağı trafik akışı ve tramvay güzergâhı ile yeni ve hareketli
bir görünüme bürünmesi bir yana, toprak seviyesinin altında da bir
başka dünya yaşanır. İstanbullu Karaköy alt geçidini kullanır, yolun
karşı tarafına, yani Perşembe Pazarı ile Necatibey Caddesi tarafına
bu geçit ile geçer durur. Karaköy alt geçidi de Eminönü geçitleri
geçişlerinde old uğu
gibi deniz seviyesinin altına inildiği ender yerlerden biridir. Telefon,
butik, parfüm, bahçe malzemesi, müzik seti, televizyon ve her bişey
satıcıları ile doludur.
Karaköy sahilinin en güzel taraflarından biri kıyıdan şöyle karşıya
doğru bakmak olabilir. Mesela neler gördüğümüze bir bakalım. Galata
Köprüsünün üstü balık tutanlarla cıvıl cıvıl dır. Geri fonda Yeni
Cami siluetiyle beraber iyi fotoğraf verir, ara sıra Eminönü'ne yanaşan
şehir hatları gemileri ile renklenir. Köprü altından aniden çıkan
bir römorkör sizi eski yıllara
götürürken, Kadıköy'e çalışan dolmuş motorları da geçer, Haliç'e giriş
çıkış yapan diğer teknelerde. Haliç'e giriş yapan büyük gemiler de
olur ama onlar belirli günlerde köprünün gece açılış saatlerini beklerler,
biz pek o saatleri görmeyiz. Köprünün Karaköy ayağında oturacak çeşitli
meyhane, restoran, fast food türü büfeler, nargileciler de vardır.
Bir üst satırda hazır Kadıköy demişken, Kadıköy Karaköy arasında sefer
yapan gemiler iki kıtayı birbirine bağlarken, gece gündüz milyonlarca
yolcu taşınır. Seferlerden bazıları Haydarpaşa uğraklıdır. Bilin ki
bu seferlerin çoğu tren yolcusu taşır. Tren yolcusu olanlara trene
binince, belki Kars'a kadar İstanbul Karaköy anıları refakat eder.
Bunu da nerden biliyorsun diyebilirsiniz. Bildiğim için yazdım.
Yıllar
önce "Kömürlü Gemiler" konulu bir fotoğraf sergisi açmıştım Karaköy
yüzer vapur İskelesi sanat galerisinde. Galerinin açılışının ilk sergisiydi.
Gemiler yüzer iskeleye yanaşınca iskeleyle beraber benim duvarda asılı
duran gemi resimlerimde sallanırdı! Serginin bir de şeref defteri
vardı, sayfaları trene binenlerle, trenden inenlerin anıları süslüyordu.
Karaköy vapur iskelesi, yanaşan kalkan vapurlarla izleyenlere renkli
bir atmosfer yaşatır. Her iskelede olduğu gibi bir sonraki sefere
kalmamak için telaş edenler, yorgun, asık suratla inip binenler, okul
talebeleri, aşağı yukarı hep aynı yolcuları, aynı sefer saatlerinde
taşır durur. Buraya kadar her iskelede buna benzer şeyler yaşanır
yaşanmasına da, farklı olan iskelenin arkasında Topkapı Sarayı, Ayasofya
müzesi silueti bir tarafta, Yeni Cami, Süleymaniye Cami, Beyazıt Kulesi
silueti diğer bir tarafta olmasıdır. Sefere çıkacak olan geminin kıç
tarafına bir görevli gelir kaptana arkanın müsait olup olmadığını
gösterir şekilde tabela tutar, vapur tornistana kalkar, iskeleden
geri geri çıkar, deniz köpürür, martılar çığlık çığlığa dalış yapar
karışan köpüklere.
Manevra tamamlanır, vapur burnunu rotasına çevirir, sefer başlar.
Vaktiniz varsa, işiniz yoksa sakin sakin bu tabloyu seyretmeyi farklı
kılan ayrı bir zevki vardır. Perşembe Pazarı tarafında İstanbul'un
en eski camisi olan, kare planlı minaresiyle Arap Cami vardır, Karaköy'den
Tophane tarafına doğru da önce Yeraltı Cami, devamında Tophane Kılıçali
Paşa Cami, Nüshetiye Camii, Fındıklı'da Mimar Sinan eseri Molla Çelebi
Cami, Dolmabahçe'de bir başka yalı cami olan Dolmabahçe Camii yer
alır.
Meydanın Damak Tatları Güllüoğlu, Namlı, Mabel.
Karaköy
meydanı'ndan gördüğünüz gibi ayrılamıyoruz. Niye mi? Çünkü öyle tatlar
öyle lezzetler var ki uğramadan olmaz. Mesela Karaköy Kat Otoparkı
altında satış dükkânı bulunan Güllüoğlu Baklavacısı vardır ki fıstıklı,
cevizli baklavaları, nuriye, şöbiyet, su böreği, kaymağı harikadır.
İsterseniz üzeri lüle kaymaklı bir porsiyon baklavayı ayaküstü kemali
afiyetle yersiniz. İsterseniz hediyelik paket yaptırırsınız. Güllüoğlu
sahasında iddialı olup, Cuma namazında dükkânı kapatır. Bayramlarda
müşteri sırası dışarıya taşar, uzar da uzar. İstanbul'a gelen yabancı
transatlantiklerin yanaştığı Galata Limanı sahilinde bulunması nedeniyle
gemi yolcuları şerbeti ayrı verilen kuru baklavalarından alıp, çok
uzaklara götürürler. Kat kat baklavalarda ustalık, hamuru ince açmakta
saklı olsa gerek. 1947 den bu yana Karaköy'de olan Güllüoğlu baklavacısı,
fabrikasında günde bir ton baklava imal edip satıyor, başka yerde
şubesi bulunmuyor.
Güllüoğlu Tel: 0 (212) 293 09 10
Baklavadan geçiyoruz bir başka tatlı yiyeceğe, çikolatalar. Karaköy
Meydanı ile Necatibey Caddesi bağlantı yerinde yılların çikolatacısı
Mabel bulunuyor. Çikolataya hayır diyemeyenlerdenseniz,
mesela 250 gram portakallı veya kestaneli, belki de çilekli, krokanlı,
likörlü, ne bileyim ben, çeşit çok, mutlaka aklınızın birinde kalacağı
çıkacaktır. Upuzun cam vitrinde sergilenen çeşitler arasında neler
yok ki. Madlenler, spesiyal fındıklı, fıstıklılar, şekilleri değişik
el ürünü baton çikolatalar, likörlü, vişneli, viskili, bademli, fındıklı,
üzümlü, portakallı drajeler, renkli drajeler, çakıl taşı görünümlü
olanlar. Bitti mi derseniz, tabiî ki hayır. 1947 den bu yana süregelen
özel yapım kakao, Mabel gofret, şemsiye çikolata, Mabel çiklet nostaljiye
meraklı olanlara, bir başka deyişle çocukluğunun çikolatalarını anımsamak
isteyenlere “ye beni” der gibi duruyorlar. Şık şekilli cam kavanozların,
süslü tepsilerin içinde sunulan çeşitlerden diğerleri, çikolatalı
lokum, kahveli, badem ezmeli, framboisesli olarak sıralanıyor. Sipariş
verirken dikkat edilmesi veya belirtilmesi gereken hususlar da var,
mesela kız çocuk doğmuş ise hazırlanacak çikolata kutu ambalaj pembe
yapılıyor, erkekse mavi. Nişan çikolatası ambalajı farklı, teşekkür
mahiyetinde götürülecek olanlar daha farklı. Uzun lafın kısası Mabel,
uğramaya değer lezzetlerle tanışacağınız bir mekân, tek kötü tarafı
alışınca bırakamıyorsunuz, ya da aklınız orada kalıyor.
Mabel'in son çıkardığı çeşitler arasında geçmiş yılların özlenen tadı,
kurutulmuş hakiki muzdan yapılan Muz Çikolata, içindeki çikolata bitince
ambalajı kumbara olarak da kullanılabilen Bebekli Kumbara Çikolatası,
kahve çeşitleri yanında sunulabilen kaşık biçimli Kaşık Çikolatası,
az şekerli ve gerçek %70 yoğun kakaolu sütlü bitter bulunuyor.
Mabel Tel: (0212) 249 71 63 - 244 34 62
Namlı Gurme
Hafta
sonu güzel mükellef bir kahvaltı, veya hafta içi bir öğlen yemeği,
canınız ne çekerse memleket hasretiyle özlediğiniz ne kadar çeşni
varsa Karaköy Namlı’da bulabiliyorsunuz.
Kat otoparkı altında çift cepheli restoran ve şarküteri bölümleriyle
hizmet veren Namlı'nın karşısında Tarihi Yarımada, Galata Rıhtımı
yer alırken, Namlı denize 50 adımlık mesafede bir başka lezzet denizinde
ağırlıyor konukları. Peynirler, zeytinler, soğuk et mamulleri, turşular,
mezeler, sıcak soğuk çeşitler ballar, reçeller göz dolduruyor. Kahvaltılık
almaya geldiyseniz siparişleriniz özel ambalajlarda hazırlanıyor,
peyniriniz yiyip bitene kadar buzdolabında kuruyup suyu tadı kaçmasın
diye bölünüp ayrı ayrı vakumlanıyor, zeytinler kutulanıyor. Yemek
veya kahvaltı için geldiyseniz çeşit bolluğu yaşanan zengin büfeden
beğendiklerinizi tabağınıza koydurup, gramajlandırıp kasada ödüyor,
masanıza kurulup yemeğe başlıyorsunuz. Alış veriş de yemek de keyifli
oluyor. Nezih ortamda yediklerinizin tadına varıyorsunuz. Karaköy
çevresinde çalışan tüm iş adamları, bankacılar, demir tüccarları,
avukatlar, deniz şirketlerinde çalışan armatörler, Levantenler, Karaköy'deler.
Haliyle iş yerinden çıkanlar, evlerine giderken kahvaltılıkları buradan
alıyor. Üstelik öğlen yemek yerine az ama öz leziz bir sandviçle geçirenlere,
francalaya çok lezzetli sandviçler yapılıyor. Rejimdeki hanımlar ise
salata çeşitleriyle kilo alma sorunlarına çareler üretiyorlar.
Namlı Gurme Tel: 0(212) 293 68 80 - 83
Namlı Gurme Videosu için TIKLAYINIZ
Karaköy'de İlle de farklı restoran arayanlara, Liman Restoran var.
Limana yanaşan turist gemisi varsa gemiyi, yoksa Topkapı Sarayına,
Boğaz'a, Haliç girişine, bakarak yiyorsunuz.
 |
Karaköy'den
ayrılmadan önce bir de müze gezmek isterseniz Liman Caddesinde, Karaköy
Kat Otoparkı karşısında, kısacası Denizcilik İşletmeleri Binasının
giriş katında bir müze var. T.D.İ.
Merkezi salonlarında gemilerde kullanılan eşyalar sergileniyor.
Tablolar, gemi piyanosu, gemi modelleri, gemi parçaları değişik türden
bir müze. Karaköy'ün tarihi ticaret binaları arasından, bavul ticareti
yapan turistlerin aradığı türden eşyalar satan dükkânların, Fransız
Geçidi önünden geçiyor, üşenmezsek içine de giriyoruz. Küçük bir detay
belki ama çok eski bir posta kutusu da görebiliyoruz. Limana paralel
1850 tarihli binalar arasından ilerliyor armalı kapı alınlığı ile
Voyvoda Karakolu, çeşitli kiliseler, Kemeraltı derken Tophane'ye geliyoruz.
Tophane
Tophane
Müzesi eskiden topların döküldüğü yer olarak biliniyor. Hem müze,
hem çeşitli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmasıyla sık sık gündeme
geliyor. Deniz tarafında ise Tophane Çeşmesi bulunuyor. Yenilenen,
çeşmeyi seyretmeye de, fotoğraflamaya da doyamıyorsunuz. Arkasında
M.S.Ü misafirhanesi olarak kullanılan tarihi bir bina görülüyor. Çeşmenin
ve yukarda bahsetmiş olduğum Kılıç Ali Paşa ile Nüshetiye Camilerinin
bulunduğu alanda sırayla dizili, bir zamanların Amerikan Pazarı adıyla
tanınan, yabancı menşeli mallar satan butiklerden az sayıda kalanlar
bulunuyor. Dükkânların çoğu son zamanlarda nargileci olduğu için okulu
kıran öğrencilerden bir bölümü soluğu burada alıyor! Hafta sonları
müşteri sayısında hayli artış oluyor. Dükkânların
arkasında eskiden gümrüklü sahada iken Eczacıbaşı girişimi ile farklı
statüye alınan ve İstanbulluların pek fark edemediği varlığı da pek
belli olmayan Tophane Saat Kulesi bulunuyor.
Aynı alan sahil boyunca yedi adet antrepo ile devam ederken 7. antrepo
İstanbul Modern adıyla, sergi salonlarında ziyaretçi ağırlıyor. Perşembe
günleri girişi ücretsiz olan sergi salonları, Pazartesi haricinde
saat 10.00'dan itibaren gezilebiliyor. Resim sergileri, fotoğraf sergileri
sürekli değişiyor. İstanbul Modern'in sinema salonu, deniz manzaralı
restoranı da ilgi görüyor, üstelik çok araç kapasiteli otoparkı da
var.

Avrupa Kıtasının bitiş sahilinde Fındıklı Parkı
Sahil gezimize buradan devam edersek Fındıklı Parkına kadar Çin Setti
benzeri diğer antrepo binaları gölgesinde denizi görmeden geliyoruz.
Mimar Sinan Üniversitesi bitişiğinde başlayan park karşı yakada Asya
kıtası sahillerini, bu yakada Tarihi Yarımadayı ücretsiz seyredip
deniz havası alabileceğiniz güzel bir park. Ücretsiz banklar, çocuk
oyun salıncakları, M.S.Ü öğrencilerinin yapmış olduğu mermer heykeller
sergileniyor. Kimi park, keyfi yaşıyor, kimi köpeğini, gezdiriyor,
kimi deniz otobüsü seferini bekleyene kadar vakit geçiriyor, oksijen
soluyor. Fındıklı Parkı bir zamanlar set üstündeyken taşları numaralanarak
sökülüp bugünkü yerine taşınan Kabataş Çeşmesi ile sonlanıyor. Yolun
başında bir de türbe var. Fatih Sultan Mehmet'in çizmeci başı'na ait
olduğu türbe üzerinde yazıyor. Deniz otobüsleri iskelesi adalardan,
Bostancıya bu noktadan sefer yapıyorlar. İskele yanında nezih bir
kafe de var. Bu yazıda biraz dünden, çokça bugünden bahsediyoruz.
Şimdi dönüyorum eskilere.
Rahmetli anneannemle Üsküdar'dan yandan çarklı Karamürsel araba
vapuruna binmişiz Kabataş'a geçiyoruz vapurun yanında ki çarkları
dönüyor ama pek yavaş gidiyoruz. Anneannem bir ara gemi görevlisine
sordu "Evladım ne zaman kalkacağız" diye "Adam yanaşmak üzereyiz hanım"
diye bir kızdı ki sormayın. Araba vapuruna atlı arabalar da binerdi.
At bazen binmekte inat ederdi, sahibi gözlerini bağlar, vapura öyle
çekerdi. Bir de Meclis-i Mebusan Caddesi'nden set üstüne çıkan merdivenin
yanında ki çimenlik alana, beyaz çakıl taşı döşeli zemin üzerine günün
tarihi yazardı. Bu tip bir uygulama İstanbul'da sadece Kabataş'ta
vardı. Park görevlisi taştan dökülme rakamları her gün değiştirirdi
mesela 28. 6. 1967 gibi, Mahallenin çocukları bazen muziplik olsun
diye 2 ile 8'in yerini değiştirir, 28'i 82 yapar bakanları şaşırtırlardı.
Park görevlisi deliye dönerdi. 60 lı yıllardan bahsediyorum. Vapurundan
inenler o yıllarda bu tarihe bakarlardı. O yıllarda dijital göstergeler
yok tabii.
Son durak Kabataş
Artık
Kabataş Vapur İskelesine geldik. Buradan şehir hatları ile Üsküdar'a,
adalara, gitmek mümkün. Yeni yapılan tünelle Taksim'e çıkmak
dakikalık iş. Eminönü'ne doğru tramvay başlangıç durağı da burada.
Hiç birine uğramayacaksanız, önümüzde bir zamanlar İskele meydanındayken,
sonra Dolmabahçe sahiline doğru ötelenen Liman Kitabesi bulunuyor.
Sahil boyunca sebil ve Dolmabahçe Camii ile başlayıp Dolmabahçe Meydanı
ile devam eden, abidevi kapısıyla bizleri karşılayan, Dolmabahçe Sarayı
ile Beşiktaş'a bağlanıyoruz. Sarayın ensesinde Mithatpaşa, İnönü olarak
anılan ve sonunda Beşiktaş Stadı olarak isimlendirilen futbol arenası
yer alıyor. Asırlık çınar ağaçları altından ve de Dolmabahçe Sarayını
yoldan ayıran yüksek duvarların dibinden yol alarak "Beş
dakkada Beşiktaş" tayız. Ortaköy'e bağlanmadan önce isterseniz Deniz
Müzesini gezebilir, Beşiktaş Meydanına kadar gelmişken Barbaros iskelesine,
uğrayıp bir çay içebilir, Barbaros Hayrettin Paşa Heykelini, türbesini
de görebilirsiniz. Yolumuzun üzerinde deniz kenarında Çırağan Sarayı,
solumuzda yolun üst kısmında içinde Malta Köşkü, Yıldız Porselen fabrikasının
bulunduğu Yıldız Parkı var. Karaköy'den Kabataş'a dedik amma, Dolmabahçe'yi
de geçip Ortaköy'e geldik bile!
 |
|