GÜNCEL VE SAĞLIK

MANDALİNANIN 10 ÖNEMLİ FAYDASI...
Kabuğu bile şifa dolu, ancak...
Kış aylarının vazgeçilmezi ve turunçgillerin baş tacı olan mandalina C vitamini başta olmak üzere içerdiği A, B vitaminleri, kalsiyum, lif, potasyum, demir, fosfor ile tam bir sağlık deposu. Bağışıklık sistemini güçlendirmekten kanser riskini düşürmeye, iştah kontrolünü sağlamaktan yüksek kan basıncını önlemeye kadar sağlığımız üzerinde pek çok önemli faydalar sağlıyor.
Bu nedenle sofralarımızda düzenli olarak bulunmayı fazlasıyla hak ediyor.
Ancak mandalinanın faydalarından en etkili şekilde yararlanmak için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor. Örneğin bol gözenekli bir kabuğa sahip olan mandalina diğer turunçgillere göre daha çabuk su kaybettiği için aldıktan sonra 2-3 gün içinde tüketmeniz biyo yararlılığı açısından önemli.
Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik mandalinanın sağlığımız üzerindeki önemli yararlarını anlattı, tüketirken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda önemli uyarılarda bulundu!

İLAÇLARIN İÇERİĞİNDEKİ MADDELER BAL KABAĞINDA VAR!
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor Zengin C vitamini içeriği ve flavonoidler sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlıyor.
Yeni hücrelerin oluşumunu destekliyor B vitamininden de oldukça zengin olan mandalina vücutta DNA ve RNA oluşumunda görev alarak yeni hücrelerin oluşmasını destekliyor.
Kansere kalkan oluyor İçeriğindeki folat sayesinde kansere yol açabilecek DNA değişikliklerini önleyerek akciğer, meme, kolon, yemek borusu ve mide kanseri gibi bazı kanser türlerinin gelişimini önlemede etkili oluyor.
İştah kontrolünü sağlıyor İçeriğindeki çözünür lif olan pektin daha uzun süre tokluk sağlıyor. Yapılan çalışmalara göre, mandalina obezite sorunu olan kişilerde iştah kontrolüne katkıda bulunarak kalori alımını azaltıyor.
Yüksek kan basıncını önlüyor Mandalinanın potasyum içeriğiyle yüksek kan basıncını önleyerek kalp krizi riskini azalttığı da, yapılan çalışmalar sonucunda tespit edilen faydaları arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik ayrıca içeriğindeki flavonoidler sayesinde kolesterolün düşmesinde de etkili olduğunu belirtiyor.
Kemik erimesine karşı etkili Potasyum aynı zamanda kemik sağlığı için de gerekli olan bir mineral. Mandalina içerdiği potasyum ve A vitamini sayesinde sağlıklı kemik gelişiminin sağlanmasında ve kemik erimesinin önlenmesinde etkili oluyor.
Yaraların daha hızlı iyileşmesine katkı sağlıyor Mandalinada bolca bulunan C vitamini vücutta kollajen sentezi için önemli. Kollajen yaraların hızlı iyileşmesini sağlıyor.
Demirin emilimini artırıyor C vitamini aynı zamanda besinlerle alınan demirin vücuttaki emilimini artırıyor.
Göz hastalıklarını geciktirebiliyor Mandalinada bolca bulunan A vitamini göz sağlığı için de önemli. A vitaminin yeterli alınması başta gece körlüğü olmak üzere makula dejenerasyonu ve katarakt oluşumunu geciktiriyor.
Kan şekeri dalgalanmalarına karşı etkili Mandalinada bulunan flavonoidler diyabetle savaşmada da rol oynuyorlar. Flavonoidler hastalığa neden olan molekülleri nötralize eden antioksidanlar. Uygun porsiyon tüketildiğinde (1 porsiyon meyve=2 küçük mandalina) kan şekerindeki dalgalanmaları önleyerek tatlıya olan ihtiyacı azaltıyor.

ÜÇ KURALA DİKKAT!
Kabuğunu sakın atmayın Mandalina kabuğunun altındaki beyaz lifler selülozik maddeler bakımından zengin oldukları için sindirim siteminin daha aktif çalışmasında etkili oluyorlar.
Ayrıca beyaz liflerin içeriğindeki pektin de diyet lifinin bir bileşeni olduğu için kolesterolün düşürülmesine yardımcı oluyor ve kan şekeri dengesi sağlıyor.
Bu nedenle mandalinanın beyaz kısımlarının atmayın ve meyveyle birlikte tüketin.
Porsiyon kontrolüne dikkat! C vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası depolanmıyor, atılıyor.
Bu nedenle yüksek miktarda tüketilen mandalinanın da 1 porsiyon (2 küçük adet) mandalinanın da vücuda sağlayacağı vitamin aynı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik ayrıca yüksek miktarlarda tüketilmesinin bazı sağlık problemlerine neden olabileceğini belirterek, "Hassas bünyelerde ciltte kızarma ve döküntü gibi alerjik reaksiyonlar oluşabiliyor.
Bunun yanı sıra içeriğindeki fruktoz şekeri nedeniyle diyabet hastalarında kan şekerinin yükselmesine sebep olabiliyor. Bu nedenle mandalina tüketirken porsiyon kontrolü çok önemli." diyor.
Çekirdeği varsa, mutlaka çıkarın Çekirdeksiz türleri de bulunana mandalinayı tüketirken çekirdeklerinin çıkarılması gerekiyor. Çünkü çekirdeği apandisit organının tıkanmasına yol açabiliyor.

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ ???
Bizlere hiç kimse fotoğraf çekerken diğer gözünü kapama dememişti. Mesleki deformasyon geçiren gözler, yılların sonucunda iki gözde farklı mercek değerleri olarak ortaya çıktı. Bir göz objektif içinde ki elementlerden bakarak çalışırken diğer kapatılan göz tembelleşti. Sonunda iş işten geçti.
Şimdi ben diyorum ki, uzun süre gözünüzü küçük bir ekrana bakarak esir etmeyin, küçük yazıları görmek için zorlamayın, birkaç yıl sonra şehla bakmaya başlamamak için yakın yerde odaklayıp, 40 santim mesafede çakıştırmayın.
Mümkün olduğu kadar göz jimnastiği yapın. Yani gözü olabildiğince uzağa ufuk hattına, sonsuza bakarak derinlik saha netliğini sağlayarak dinlendirin. Göz ufuk hattına kadar arada engelle karşılaşmadan bakıp sonra yakına bakınca derinlik sahası netlik kabiliyetini artıracak, unutmayacak, bu jimnastik göze refleks kazandıracak, tembelleşmeyecek. Şimdi değil ama 10 yıl sonra kavanoz dibi gibi gözlük camları kullanmak zorunda kalmamak için lütfen söylediklerimi dikkate alınız. Yakına baktığınız süreden daha fazla ufuk hattına bakın
ız...

Gözlükle cep telefonu ekranı takip edenlerde, TV ekranına yakından bakanlarda göz değerlerindeki olumsuz ilerleme beklenenden daha da erken zamanda olacak. (Yukarda ki yazı tecrübe ile yaşanmış bir editör notudur).

Cep telefonları zevk için, oyun için, çekim için, haber takibi için kullanıldığı kadar iş dünyası takibi için de elden düşmüyor. Borsa, döviz, altın piyasasını anlık izleyenler, siparişlere cevap verenler hatta eski eşya alım satımı yapanlar için Dünya avuçlarının içinde oluyor, bu gibi daha bir çok nedenle telefon ekranlarından gözlerini alamıyorlar.

ŞİMDİ TAM NAR YEME ZAMANI...
İçindeki onlarca minik tanesi gibi, faydaları da onlarca! Özellikle kırmızı rengini veren 'antosiyanin' bileşeni sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor, gripten kansere dek birçok hastalığı önlüyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal
Çatırtan Çobanoğlu özellikle narın suyunu sıkıp içmek yerine bir büyük narın yarısını tüketmenin çok daha fazla fayda sağladığını belirtirken "Buna karşın başta kemoterapi ilaçları olmak üzere birçok ilaçla etkileşimi olduğunun unutulmaması gerekir.
Bu nedenle kullanılan ilaçlar doğrultusunda hekimden mutlaka etkileşim bilgisi alınmalı" uyarısında bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu, şimdi tam zamanı olan bu şifalı meyvenin 9 faydasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Antioksidan zengini
İçeriğindeki Punicalagin ve Punicic asit narın yüksek antioksidan aktiviteye sahip olmasını sağlıyor.
Yapılan araştırmalar nar ve nar suyunun, yeşil çayın antioksidan aktivitesinin üç katına sahip olduğunu gösteriyor.
Bu antioksidanlar stres, yanlış beslenme ve çevredeki olumsuz koşulların vücudumuzda yarattığı hasarı önlemeye yardımcı oluyor
Anti-enflamatuar etkili
Kronik enflamasyon kalp ve damar hastalıklarından Alzheimer'a, kanserden tip 2 diyabete dek birçok hastalığın öncüsü. Nar büyük ölçüde punicalaginlerin antioksidan özellikleri sayesinde anti-enflamatuar etki gösteriyor.
Vücudumuzdaki iltihabı azaltmak için düzenli nar tüketimi iyi bir seçenek.
Kansere karşı koruyucu
Narın içerisindeki antioksidan maddeler kanser hücrelerinin oluşum sürecini yavaşlatabiliyor veya durdurabiliyor.
Özellikle meme, kolon ve prostat kanseri oluşumunu önleme üzerine olumlu sonuç veren araştırmalar var.
Kan basıncını düşürmeye yardımcı
Nar ve nar suyu içeriğindeki polifenoller sayesinde enzim aktivitelerini düzenleyip damarlarda genişleme ve tansiyonda düşme sağlayabiliyor.
Kolesterol düzeylerini etkileyerek damarları ve kalbi koruyucu etki gösteriyor.
Hafıza dostu
Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu "California Üniversitesi'nde yapılan çalışmada 4 hafta boyunca düzenli nar/nar suyu tüketen kişilerin sözel-görsel hafıza görevlerini daha iyi yaptıkları ve hafıza ile ilgili testlerde daha başarılı oldukları görülmüştür" diyor.
Yaşlanma karşıtı
İçeriğindeki antioksidanlar ve urolithin A isimli bileşen sayesinde vücudumuz kasları oluşabilecek hasarlara karşı daha rahat koruyabiliyor. Doku hasarı en aza iniyor. Bu da hem vücutta hem ciltte yaşlanmayı geciktiriyor.
Üreme sisteminde olumlu etkili
Oksidatif strese karşı koruyucu etkisi sayesinde yumurta ve embriyo koruyucu etkisi olduğu düşünülüyor.
Aynı zamanda erkeklerde sperm yoğunluğunu ve hareketliliğini de arttırmaya yardımcı oluyor.
Kilo korumada etkili
Nar hem gözü hem karnı doyuran bir meyve. Yarım kase nar sadece 72 kalori. Bununla birlikte 3.5 g diyet lifi içeriyor. Bu diyet lifleri hem tokluk sağlıyor hem de bağırsak sağlığımızı koruyor.
Egzersiz için enerji kaynağı
Beslenme ve Diyet Uzmanı Hazal Çatırtan Çobanoğlu "Nar, diyette doğal nitrat alımını sağlayan bir meyve. Nitratların kan basıncını düşürebilme etkisi olduğu gibi enerji üretimini sağlayan mitokondrilerin etkinliğini de arttırarak fiziksel performansı arttırabildiği görülmüştür" diyor...


Gözlükle cep telefonu ekranı takip edenlerde, TV ekranına yakından bakanlarda göz değerlerindeki olumsuz ilerleme beklenenden daha da erken zamanda olacak. (Yukarda ki yazı tecrübe ile yaşanmış bir editör notudur).

BAL KABAĞI YE GÖZLERİNİ KORU...
Mevsimin en güzel sebzelerinden biridir bal kabağı. Çiçeğinden çekirdeğine lezzet ve şifa kaynağıdır.
Belki de bu yüzden olsa gerek Anadolu'da bal kabağına 'Cennet Taamı' denir.

İçerdiği mineraller, vitaminler ve zengin lif içeriği ile antioksidan, kanserden koruyucu ve yaşlanmayı geciktirici müthiş bir besindir. "Bal kabağı göz sağlığı için bulunmaz bir nimettir" diyen Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Fatih Atmaca, bal kabağının göz sağlığına faydaları hakkında bilgiler verdi...
"Bal kabağı başta A vitamini olmak üzere C ve E vitaminleri açısından oldukça zengindir. Hatta bal kabağında, göz sağlığı için faydası hepimizce bilinen havuçtan 2 kat daha fazla A vitamini vardır. Bu vitaminlere ilave olarak çinko ve bakır içeriğiyle de ileri yaş grubunda körlüğün en sık sebepleri olan sarı nokta hastalığı ve kataraktın riskini azaltır. Yapılan bir çalışmada, bu vitamin ve minerallerin düzenli alımının sarı nokta hastalığı olarak da bilinen makula dejenerasyonu isimli hastalığın gelişimini yüzde 25 oranında, görme keskinliği kaybını ise yüzde 19 oranında azalttığı bulunmuştur.
"GÖZÜMÜZÜ ZARARLI IŞINLARDAN KORUR
Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Fatih Atmaca; "Yine bal kabağında bolca bulunan lutein ve zeaksantin, sarı nokta hastalığı ve katarakt gelişimini azaltmakla beraber yüksek enerjili dalga boylarını filtreleyerek gözümüzü zararlı ışınlara karşı korumaya yardımcı olan güçlü karotenoidler ve antioksidanlardır. Bu antioksidanlar ve A vitamini, alacakaranlıkta gözümüzün ışığa uyumuna katkıda bulunarak görüş kabiliyetimizi iyileştirir.
İçerdiği zengin mineraller ve vitaminler ile bağışıklık sistemimizi destekleyen bal kabağının bu sayede göz enfeksiyonları gelişiminde ve göz alerjisinde koruyucu bir rol aldığı da düşünülür" diyor.

İLAÇLARIN İÇERİĞİNDEKİ MADDELER BAL KABAĞINDA VAR!
Dr. Öğr. Üyesi Fatih Atmaca, "Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı) başta olmak üzere birtakım retina hastalıklarında koruyucu, tedavimizi destekleyici olarak hastalarımıza verdiğimiz göze özel ilaçların içeriğindeki maddelerin neredeyse tamamına yakını bal kabağında bulunmaktadır. İlaç takviyesi elbette önemlidir fakat bu vitamin ve mineraller beslenme yoluyla da alınabilmektedir. Biraz tahin ve bolca cevizli bal kabağı tatlınız için şimdiden afiyet olsun" diyerek bal kabağının göz sağlığımız için ne kadar önemli bir besin olduğunu anlattı.

Günde 20 adetten fazla tüketmeyin! BADEMİN 9 ÖNEMLİ FAYDASI...
Bir avuç badem sağlık açısından pek çok fayda sağlıyor.
İçeriğinde barındırdığı tekli doymamış yağ asitleri, lif, antioksidanlar ve magnezyum, kalsiyum gibi minerallerle sağlık dostu olan badem tok tutuyor, ara öğünlerde meyve ile tüketildiğinde de kan şekerini dengeliyor.
Kilo kontrolünü sağlamada ve kötü kolesterolü düşürmede de önemli etkileri bulunan bademin her gün 25 gram yani yaklaşık 20 adet tüketilmesini tavsiye eden Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, "5-6 adet badem yaklaşık 1 tatlı kaşığı kadar zeytinyağına eşdeğer kalori içeriyor.
Günde yaklaşık 20 adet bademi aşmamak gerekir. Ayrıca çiğ badem tüketilmesini öneriyorum çünkü kavurma işlemi badem kabuğunun polifenol içeriğini düşürerek antioksidan özelliğinin azalmasına neden oluyor" diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman bademin 9 faydasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.



Cildi koruyor
Güneşten gelen ultraviyole ışınlar ile oksidatif stres cilde hasar verip erken yaşlanmaya neden olurken, bademde bulunan E vitamini antioksidan içeriği ile serbest radikallerle savaşarak cildi koruyor.
Kalp hastalığı riskini azaltıyor
Kanda kötü kolesterol (LDL) seviyesinin yüksek olması kalp-damar hastalıkları riski ile ilişkilendiriliyor. Her gün yaklaşık 20 adet badem, kötü kolesterolü belirgin şekilde düşürüyor, bu da kişilerin kalp hastalığı riskini azaltıyor.
Zayıflamaya yardımcı oluyor

Badem karbonhidrattan fakir, yağ ve posadan zengin olması nedeniyle tok tutma özelliğine sahip. Yağ ve posa içeriği ile kan şekerini dengede tutmak, tokluk sağlamak ve kabızlığı önlemek gibi etkileriyle kilo kontrolüne yardımcı oluyor.
Kan şekerini düzenliyor
Badem karbonhidrattan fakir posadan ve yağdan zengin olması sebebi ile tokluk süresini uzatıyor.
Ayrıca meyve gibi
karbonhidrat içeren yiyeceklerin yanında badem tüketilmesi kan şekerindeki ani dalgalanmaları önlüyor.
Kan basıncını düşürüyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman "Yapılan çalışmalar magnezyum eksikliğinde kan basıncının yükseldiğini ortaya koyuyor. Yüksek kan basıncı ise kronik hipertansiyona neden olabildiği gibi, kalp krizi ve inmeye de yol açabiliyor. Badem içeriğindeki magnezyum ile magnezyum eksikliğinin giderilmesine yardımcı olurken, bu risklere karşı koruyor. Ancak kan basıncını yükseltmemesi için tuz ile kavrulmamış çiğ olanlarının tercih edilmesi gerekir" diyor.
Kabızlığa iyi geliyor

Yağlı yiyecekler bağırsaklardaki kasların kasılıp gevşemesine yardımcı olarak bağırsak hareketlerinin artmasına neden olur. Posadan zengin yiyecekler ise bağırsağa su çekerek bağırsak hareketlerini artırıyor. Badem, içeriğinde bulunan yağlar ve posa sayesinde kabızlığa iyi geliyor.
Kemikleri güçlendiriyor

Kemik sağlığı için yeteri kadar kalsiyum ve magnezyum tüketimi önemli. Özellikle süt ve yoğurt tüketmeyen ya da vegan kişilerde badem tüketimi magnezyum ve kalsiyum içeriği ile eksikliklerin giderilmesine yardımcı olarak kemikleri güçlendiriyor.
Damar sertliğini önlüyor

Kötü kolesterolün (LDL) yüksek olması damar sertliğine neden olurken, damar sertliği ise kalp krizi ve inme gibi durumlara yol açabiliyor. Badem E vitamini içeriği ile damar sertliğini önlemeye yardımcı oluyor. Kansere karşı koruyor Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman "Badem kilo kontrolüne yardımcı olması, antioksidan içeriği ve posa içeriği sayesinde kansere karşı koruyucudur. Hayvanlarla yapılan çalışmalarda badem tüketmenin kolon kanserine karşı koruyucu olabileceği belirtilmiştir" diyor.

Kirpik Dibi İltihabı ve Sık Tekrarlayan Arpacık'ta
Yeni Tedavi: IPL

"İnsan vücudunun en hassas bölgesi olan gözleri koruyan kirpik diplerinin iltihaplanmasıyla oluşan blefarit, günlük yaşam kalitesini ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Blefarit rahatsızlığının gözde batma, kaşıntı, göz kuruluğu ve göz kapağında kızarıklık ile kendini gösterdiğinin altını çizen Dünyagöz Ataköy'den Op. Dr. Melike Gedar, "Kirpik dibi iltihaplanmaları, kronikleşme potansiyelinden dolayı tedavisi çok da kolay olmayan bir rahatsızlıktır. Ancak bu konuda yapılan çalışmalar sonucu geliştirilen yoğunlaştırılmış ışık tedavisi (IPL) ile bu rahatsızlıktan kısa sürede kurtulmak artık mümkün" diyor.

Halk arasında kirpik dibi iltihabı olarak bilinen blefarit hastalığı, tedavi edilmediği takdirde yaşam kalitesinde ve verimlilikte ciddi anlamda olumsuz sonuçlara sebep olabiliyor. Blefarit rahatsızlığının belirtilerinin dikkate alınması gerektiğine dikkat çeken Dünyagöz Ataköy'den Op. Dr. Melike Gedar, "Blefarit özellikle cildi yağlı olan ve sık tekrarlayan arpacık şikâyeti olan kişilerde daha sık görülür. Başlıca belirtileri arasında, göz kapaklarında kızarıklık ve şişlik görülürken, kirpik dipleri kabuklanır. Tedavi edilmediği takdirde göze yayılan bu iltihaplar, göz kuruluğu, gözde enfeksiyon oluşması, kirpiklerin yön değiştirmesi ve dökülmesi gibi sonuçlar oluşmasına yol açabilir. Bu belirtilere sahip olan hastaların, hızlıca bir göz muayenesine giderek gerekli tedavilerine başlanması büyük önem taşıyor" şeklinde konuşuyor.

B
IPL tedavisi ile 3 seansta çözüm Blefarit hastalığının çözümünde, son yıllarda geliştirilen yoğunlaştırılmış ışık tedavisi-IPL tedavisinin oldukça etkili olduğunu belirten Op. Dr. Gedar, "Yoğunlaştırılmış ışık tedavisi-IPL ile göz etrafındaki sinirler uyarılarak kirpik diplerinde fonksiyonu bozulan yağ bezlerinin tekrar sağlıklı yağ üretmesi sağlanabilmektedir. IPL tedavisinde, göz etrafına jel sürülür, gözler koruyucu bir gözlükle kapatılır. Her bir göz etrafına 4-5 atımlık yoğunlaştırılmış ışık uygulanırken hasta herhangi bir rahatsızlık veya ağrı hissetmez. 1. Gün, 15. Gün ve 45. Gün yapılan seansların toplam süresi yaklaşık olarak 5 dakikadır. 3. seansın sonunda kirpik dibi iltihabı ve buna bağlı kuruluk şikayetleri %85 oranında azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. IPL tedavisinin uygulanacağı merkez seçimi, hekimin uzmanlığı, uygulamanın yapılacağı hastanın doğru seçimi ve uygulama süresince kullanılan medikal malzemelerin hijyenik olması, işlemin başarısını doğrudan etkileyen faktörlerdir" diyerek sözlerini tamamlıyor.


BAHAR YORGUNLUĞUNU BU BESİNLERLE YENİN!
Baharın gelmesiyle canlanan doğaya inat, çoğumuz kendimizi bir hayli yorgun hissediyoruz.
Siz de erken yatıp uyusanız bile sabahları yorgun mu kalkıyorsunuz? Gün boyunca kendinizi bitkin ve uykusuz hissediyor, dikkatinizi bir türlü toparlayamıyor musunuz? Yanıtınız "evet" ise bahar yorgunluğuna yakalanmış olabilirsiniz.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili baharla birlikte ısı ve nem oranının artmaya başladığını, bu durumun da hormonlar üzerindeki değişimlerle metabolizma hızını, iştahını ve kiloyu etkileyebileceğini belirleterek "Kışın yavaşlayan metabolizma bahara geçişe hemen adapte olamayabiliyor.
Ayrıca vitamin ve mineral depolarının yetersizliği de bahara geçişi zorlaştırıyor. Buna bir de kışın sıkça görülen D vitamini eksikliği eklenince bahar yorgunluğu kaçınılmaz hale geliyor" diyor. Oysa ciddi bir sağlık problemi yoksa baharı enerjik ve pozitif bir ruh haliyle geçirmek hiç de zor değil aslında. Bunun için yapılması gereken ilk şey, hiç kuşkusuz bazı besinleri düzenli tüketmek olmalı.
İşte enerjinizi yükseltecek 10 besin!
Kivi
Kivi, içerdiği C vitaminiyle dikkat çeken bir meyve. Sabahları veya gün içinde tüketilen bir adet kivi enerji vererek metabolizmayı canlandırıyor. Kışın yavaşlamış metabolizma hızlanarak bahar yorgunluğuyla daha kolay baş etmenizi sağlıyor. İçerdiği C vitamini sayesinde demir içeriği yüksek besinlerle birlikte yenildiğinde vücudun demir emilimini de artırıyor. Örneğin; sabah kahvaltıda yumurtayla birlikte kivi tüketebilirsiniz.
Çilek
Çilek su ve lif oranı yüksek olduğu için hem tok tutuyor, hem de kan şekerini hızlı yükseltmiyor. Aynı zamanda bahar yorgunluğunun önlenmesinde de etkili olan potasyumdan ve vücut direncinin artırılmasını sağlayan antioksidanlardan da zengin bir meyve. Düşük kalorisi ve enerji verici etkisiyle beslenme listenizde sıklıkla yer alabilir. Günlük 1 porsiyon meyve olarak 12 adet küçük çilek tüketebilirsiniz.
Ananas
Ananas hem yorgunluğa yol açan ödemin atılmasında fayda sağlıyor, hem de diyet yapanlar için iyi bir meyve. Kalorisi az, su içeriği yüksektir. Lifli yapısından dolayı bağırsakları çalıştırıyor ve tok tutuyor. C vitamini ve lif oranı oldukça yüksek olan ananası günde 2 halkayı geçmeyecek şekilde tüketerek, gün içinde gerekli olan enerjiyi depolayabilirsiniz.
Ceviz, fındık, badem
Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili içerdikleri E vitamini, lif, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri sayesinde ceviz, fındık ve bademin yorgunluğun düşmanı olan besinler arasında yer aldıklarına işaret ederek, "Özellikle antioksidan etkisi olan E vitamini bağışıklık sisteminin korunmasında önemli bir rol üstleniyor. Günde 10 fındık veya 6-8 adet badem ya da 3 tam ceviz tüketmek, baharı enerjik geçirmeniz için çok önemli" diyor.
Yumurta
Yüksek protein kalitesi, selenyum, çinko, iyot ve demir içeriğiyle her mevsimin en değerli besinidir yumurta. İyi bir demir deposudur. Eğer demir eksikliğinin olası sonuçları olan yorgunluk, uykuya eğilim ve halsizlik gibi semptomlarınız varsa buların ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca sağladığı kas aktivasyonuyla daha enerjik hissetmenize katkıda bulunuyor. Beynin en önemli yapı malzemesi, bir tür vitamin olan 'kolin'dir. Günde bir veya 2 yumurta yediğinizde güne zinde başladığınız gibi, beyninizdeki kolin oranını artırarak hafıza kaybı ve erken bunama gibi sorunların gelişme riskini de düşürebilirsiniz.
Muz
Muz, potasyum kaynağı olması sayesinde kas krampları ve kas güçsüzlüğüne karşı çok etkili olmasının yanı sıra beyin hücrelerinin ölmesini engelleyebiliyor. Düzenli olarak gün içerisinde yenildiğinde, beyinde seratonin denilen mutluluk hormonu düzeyini arttırabiliyor. Karanlıkta salgılanan uykuya geçişi kolaylaştıran melatonin hormonunun salgısını da arttırarak kaliteli bir uyku sağlayabiliyor. Günde bir adet yerli muzu ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Enginar
Enginar, içerdiği A vitamini, C vitamini, niasin, potasyum ve posa sayesinde vücudu dinlendiriyor, dinçlik sağlıyor. Toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını kolaylaştırıyor. Bu sayede de bahar yorgunluğuna karşı mücadele ederek, enerjik hissetmenize katkıda bulunuyor. Enginarı çiğ olarak salatalarda veya pişmiş olarak haftada 2 kez tüketmeniz sağlığınız açısından faydalı olacaktır.
Semizotu
İçerdiği yüksek su oranıyla baharla birlikte artan su ihtiyacına katkı sağlıyor. Sebzeler arasında omega 3 yağ asitlerinden en zengin sebze olan semizotu, bu sayede bağışıklığın güçlendirilmesinde çok büyük önem taşıyor. Vücudumuzda demir ve kalsiyum depolarının dolu olmasına yardım ediyor. Böylece bahar yorgunluğunu hissetmez veya çok kısa zamanda atlatabilirsiniz. Haftada 2 kez yoğurtlu semizotu salatası yapabilir veya zeytinyağlı sebze yemeği olarak pişirebilirsiniz.
Kefir
Kefir, içerdiği probiyotik bakteriler sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bahar yorgunluğunu daha kolay atlatmanızı sağlıyor. Bilimsel araştırmalara göre probiyotik besinler, düzenleyici fonksiyonu olan T hücre yüzdesini arttırarak, mevsim geçişlerine karşı toleransı yükseltiyor. Her gece bir bardak kefir tüketmeniz bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir.
Yeşil yapraklı sebzeler
Roka, tere, nane, maydanoz, reyhan gibi taze yeşillikler içerdikleri yüksek klorofil ile iyi birer antioksidanlar. Yüksek Lif oranları ile bağırsak hareketlerini artırıyorlar. C vitamini içerikleri de yüksek oluyor. Bu nedenle yeşil yapraklı sebzeleri çiğ olarak da bol bol tüketmeyi alışkanlık haline getirmeniz çok önemli. Potasyum ve folik asit açısından zengin olan yeşil yapraklı sebzeler yorgunluğu önleyip, baharı enerjik geçirmenize yardımcı oluyor. Sofranızda her öğünde koyu yeşil yapraklı sebzelere yer vermeyi ihmal etmeyin.


Erken yaşlanmadan böbrek yetmezliğine!
BİR BARDAK SU İÇMEYİNCE!

"Bir bardak suyu bile zor içiyorum!"... "Özellikle kışın hiç susuzluk hissetmiyorum!"... "Bir bardak su içmeden günü tamamladığım oluyor!"...
Hayati öneme sahip olmasına rağmen pek çoğumuz, susamadıkça su içmiyoruz. Hele de kış aylarında su içmeyi neredeyse tamamen unutuyor, sağlığımıza kendi ellerimizle zarar verdiğimizin farkına bile varmıyoruz!

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, vücudumuzun yaklaşık yüzde 60'ının sudan oluştuğunu, tüm hücrelerin ve organların düzgün çalışabilmeleri için suya ihtiyaç duyduklarını belirterek "Her gün vücut, terlemeyle, idrarla ve hatta nefes alırken bile su kaybeder. Yaşamsal faaliyetlerin devam edebilmesi için kaybedilen suyun yerine konması gerekir.
Vücudun su ihtiyacı kişinin kilosuna, aktivite durumuna göre değişiklik gösterirken, kilo başına su tüketiminin 30-40 ml olması gerekir. Hiç tüketilmemesi ise ölümcül sonuçlar doğurabilir" diyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, ihtiyacımızdan az su içtiğimizde sağlığımızı bekleyen tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Konsantrasyonu azaltıyor
Beynin yüzde 75'i sudan oluşuyor.
Hafif seviyelerde susuzluk duygu durum ve bilişsel işlevlerde bozulmalara neden olabiliyor. Susuzluk sonucu konsantrasyon azalırken, kısa süreli hafıza gibi bilişsel işlevin performansı önemli ölçüde düşüyor. El-göz motor koordinasyonu bozulabildiğinden, hassas veya detaylı işlerin yapılması zorlaşıyor, güvenlik zafiyeti oluşabiliyor. Astım ve alerjiyi tetikliyor
Su tüketimi azaldığında, hava yolları su kaybını en aza indirgemek için vücut tarafından kısıtlanıyor, böylece potansiyel olarak astım ve alerjiler daha da kötüleşebiliyor.
Vücudumuzdaki mikropların kısa sürede dışarı atılabilmesi için de yeterli su tüketimi önemli. Özellikle yüksek ateş ve ishal gibi durumlarda su tüketimi hayati öneme sahip.
Tansiyonu yükseltiyor
Kanın yüzde 90'ı sudan oluşuyor. Kan hacmi ve kan basıncı su tüketiminden doğrudan etkilendiğinden, yeterli su tüketimi olmaması durumunda kan basıncı dengesi ayarlanamıyor, tansiyonda yükselişe neden olabiliyor.
Kas kramplarına yol açıyor
Terleme, vücut için önemli bir soğutma mekanizması. Cildin soğumasına yardımcı oluyor. Öte yandan ter attıkça tuz ve bazı mineralleri de kaybediyoruz. Ter kayıpları sıvı alımıyla telafi edilmezse, vücut ısısının düzenlenmesi sağlanamıyor, ayrıca kaslara giden kan basıncı azalıp, kas krampları ve kas kasılmaları gözlemlenebiliyor.
Mide- bağırsağı bozuyor
Bağırsağın düzgün çalışması için suya ihtiyacı var. Az su tüketimi olursa, sindirim sorunları ve kabızlık bir sorun haline gelebilir. Su tüketiminin yetersiz olması mide ekşimesini daha yaygın hale getiren ve mide ülserlerinin gelişimini teşvik edebilecek aşırı derecede asidik bir mideye neden olabiliyor.
Baş ağrısına yol açabiliyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz "Susuzluk baş ağrısına da yol açabilirken, bazı gözlemsel çalışmalar susuzluğun migren sürelerini uzatabileceğini söylüyor. Birçoğumuz gün içerisine baş ağrısı yaşarız. Bunun nedenini stres, yorgunluk, uykusuzluk veya hastalık gibi nedenlere bağlarız. Ancak gün içerisinde sıklıkla baş ağrısı çekiyorsanız ve dinmeyen baş ağrıları migrene dönüşüyorsa bunun en temel nedeni su içmemeniz olabilir" diyor.
Böbrek yetmezliğine götürebiliyor
Böbrekler atıkların kan dolaşımından filtrasyonu ve idrar yolu ile atılım için suya ihtiyaç duyuyor. Böbrekler vücudumuzda her gün oluşan zararlı atık maddeleri (üre, kreatinin, ürik asit gibi) su ile seyreltip atıyorlar. Günlük ihtiyacından daha az sıvı alan insanlarda idrar akımı yavaşlayacağı için kolayca idrar yolu iltihapları ve taşları oluşabiliyor. Yetersiz su tüketimi uzun vadede böbrek yetmezliğine de yol açabiliyor.
Ciltte kırışıklıklara sebep oluyor
Cildimizin yaklaşık yüzde 30'u sudan oluşuyor. Su, cilt nemini korumak ve cilt hücrelerine gerekli besin maddelerini vermek için gerekli. Cilt dokusunu yeniliyor, esnekliğini artırıyor. Bu da, kırışıklıklar ve ince çizgiler gibi yaşlanmanın belirtilerinin görünümünü geciktirmeye yardımcı oluyor. Az su tüketildiğinde ise, cilt bozuklukları ve kırışıklıklarla daha erken karşılaşılıyor.
Eklem ağrılarına yol açıyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz "Eklemlerde ve omurganın disklerinde bulunan kıkırdak, yaklaşık yüzde 80 oranında su içerir. Su tüketimi yeterli olduğunda kıkırdaklar daha iyi iş görür ve iyi yağlanmış omurga daha kolay hareket edebilir.
Daha pürüzsüz omurgada sürtünme daha az etkilenir. Susuzluk arttığında, dejenerasyon ve hasara neden olabilir, şiddetli ağrıya yol açabilir" diyor.


Sarılmanın Azı da, Çoğu Da Zarar..!
Sarılmak, kimine göre terapi, kimine göre kötü hissedilen anda moral veren bir ihtiyaç. Oysa sarılmanın onlarca farklı şekli var. Psikoloji Bilim Doktoru Dr. Zafer Akıncı, ilişkilerde sarılmaya dair çok ilginç bilgileri dünyada yapılmış araştırmalarla ortaya koyuyor. Psikoloji Bilim Doktoru Akıncı'nın kaleminden sarılmanın insanlara etkisi ise şu şekilde.

Evlilikte mutluluk, huzur zor yakalanan duygulardır. En zor olanı da evlilikteki mutluluk duygusunu uzun süre devam ettirebilmektir. Bu konuda çok fazla öneri ve bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmalar içinde belki de en önemli ve etkili yöntemlerden birisi de sarılmaktır.
Düzenli Sarılın
Dünyanın en saygın aile terapistlerinden Prof.Dr. John Gottman ilginç bir çalışmaya imza attı. Gottman, uzun yıllar sıcak birliktelik yaşayan çiftlerin yaşamlarındaki faaliyetleri analiz ettiğinde, iyi cinsel yaşantısı olan ve birbirlerine yakın hisseden çiftlerin en sık yaptıkları etkinliğin düzenli sarılma davranışı olduğunu kanıtladı. Bilimsel çalışmalar sarılma içerisindeki küçük dokunuşların, "afferent c" isimli tensel sinirlerin uyarılmasını sağlıyor. Afferent c sinirleri, yalnızca tüylü deride bulunuyor ve dokunma, acı ve baskıyla ilgili bilgiyi ileten sıradan sinirlerden farklı olarak doğrudan beyinle bağlantı kurarak endorfinlerin salınımını tetikliyor. Acı kontrol sisteminin bir parçası olan endorfinler, ağrı kesici etki yaratır. Aslında endorfinler morfinden(en güçlü ağrı kesici) yaklaşık 30 kat daha etkilidir.
Beyin Ödül Olarak Görür
Buradan sarılmak psikolojik ve fizyolojik acıların azaltılmasında çok etkili olduğunu söyleyebiliriz. Endorfinler aynı zamanda beynin ödül merkezlerini de çalıştırırlar. Bu sebeple ağlayan birisine sarıldığınızda ortaya çıkan rahatlama duygusu sarıldığınızı kişi ile sizin aranızda duygusal bir bağ kurar. Beyin bu rahatlamayı ödül olarak algılar ve sürekli bu ödülle ilgili otomatik beklentiye dönüşür. Bu da sarıldığınız bu kişi size yüksek düzeyli ihtiyaç hissetmeye başlar. Eşinize Ne Zaman Sarılacaksınız?
Bunun anlamı eşinizi kendinize çok bağlamak istiyorsanız, desteğe ihtiyaç duyduğu doğru zamanda 20 saniyeden uzun sarılmak sizinle arasındaki duygusal bağı çok yüksek oranda artırıyor. Hatta Japonya'da sarılma desteği bir mesleğe de dönüşmüş durumda. Japonya'da bu içerikte bazı şirketler kuruldu ve insanlara belirli bir ücret karşılığı sarılma hizmeti veriyorlar.
Tutkuyu Köreltmeyin
Sarılma konusunda sizi bir konuda uyarmak istiyorum. Esther Perel "Mating in Captivity" kitabında Sarılmanın nörofizyolojisinden bahsederken sarılmanın sevgi hormonu olarak bilinen oksitosin salgıladığı anlatıyor. Esther Perel , fazla sarılmanın oksitosini fazla uyaracağından böylelikle çiftleri birbirine duygusal fazla yakınlaştıracağından ve birbirlerine fazla alışacaklarından tutkunun zamanla körelmesine dikkat çekiyor. Bunun anlamı, ne yazık ki fazla sarılmak eşler arasındaki cinsel hayatlarını kötü etkiler. Aynı tuz gibi, eksikliği sorunlara yol açarken, fazlası da başka tür sorunlara yol açar.
Günde 4 Kere Sınır Olsun
Eşinize bir kerede 40 saniyeden uzun sarılmayın ve bir günde 4 kereden fazla sarılmayın. Bu cinsel hayatınıza zarar verebiliyor. Sarılmada kritik bir eşikten bahsetmek istiyorum. North Carolina Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, stres altındayken özellikle de kadınlarda salgılanan kortizol hormonunun en az 20 saniye süren bir sarılmadan sonra düştüğü keşfedildi.
20 Saniye Kadına Yeterli
Sarılmanın bahsettiğimiz duygusal etkisi için en az 20 saniye olmak durumunda. Aile terapisinin kurucularından Virginia Satir'e göre, "Yaşamaya devam etmek için günde 4 kucaklaşmaya ve büyüyüp gelişebilmek için 12 kucaklaşmaya ihtiyacımız var." Yani evliliğinizde duygusal birlikteliği ve cinselliği artırmak için eşinizi dozunda sarılmaya alıştırmanız gereklidir.r.

KONFORLU VE SAĞLIKLI ÇALIŞMA ORTAMI
VERİMLİLİĞİ ARTIRIYOR
Çalışma ortamının çalışanın motivasyonuna ve üretkenliğine sağladığı katkıyı fark eden yöneticiler, ofislerini biyofilik tasarım anlayışı ile şekillendiriyor. İnsanın doğa ile iç içe geçen yapılar içinde daha verimli çalıştığı algısını benimseyen vizyoner yöneticiler, bu noktada tercihlerini sağlıklı, ergonomik ve sosyalleşmeye imkân tanıyan ofis mobilyalarından yana kullanıyor.


Dijital çağla birlikte iş yapma modellerinde yaşanan dönüşüm, ofis mobilyalarında da büyük değişikliklere neden oldu. Eskiden ofis mobilyası konusunda bir standart yokken artık iş yerinde çalışanların performansı hem ofis mobilyalarından hem de ofis içerisinde sosyalleşmek için farklı çalışma alanlarının olup olmadığından etkileniyor. Vizyoner ve çalışanların verimliliğini düşünen yöneticilerin biyofilik tasarım konusunu ciddiye aldıklarını belirten Bürotime Pazarlama Direktörü Nuran Efendioğlu, tasarımın özgünlüğünden taviz vermeden çalışanlarının sağlığına zarar vermeyecek,ofis mobilyaları almayı tercih ettiklerini söyledi.
"Sağlıklı iç mekânlar yaratılması en büyük önceliğimiz" Bürotime olarak, üretilen ofis mobilyalarında en çok dikkat edilen hususun, dünya standartlarında sağlık koşullarına uygun üretim yapılması olduğunun altını çizen Efendioğlu, "Çalışanların en az 9 saatlerini geçirdikleri çalışma ortamında onların rahat ve konforlu bir sandalyede çalışması ve kullanışlı bir masada oturması büyük önem arz ediyor" açıklamasında bulundu.
Her Türlü Senaryoya Uygun Çalışma Ortamı Yapılan araştırmalarda, çalışanların hep aynı yerde saatlerce vakit geçirmesinin verimliliği ciddi oranda düşürdüğüne de dikkat çeken Efendioğlu, "Kullanıcıyı bulunduğu çalışma ortamında rahat hissettirmeye ve aidiyet duygusu oluşturmaya yönelik motive ve verimli çalışma alanları yaratıyoruz.
Tüm bu ihtiyaç ve gereksinimlerden hareketle geliştirdiğimiz Elements isimli konseptimiz, Bürotime markasının portföyündeki tüm ürün gamını kullanarak hayal edilen kişiselleştirilebilir çalışma alanlarını farklı ihtiyaçlara uygun ürün seçenekleriyle yaratma imkânı sunuyor. Böylelikle yöneticiler hem tasarımın özgünlüğünden taviz vermiyor, hem de çalışanların daha verimli çalışmasına olanak sağlamış oluyor" diye konuştu.

İNCİR İLE GELEN 5 ŞİFA
Sonbaharın lezzetli meyvelerinden biri olan, kışın kurusunu yediğimiz inciri, dalından koparıp yemek için tam zamanı! Zira bölgesine ve türüne göre haziran ayıyla birlikte hasadı başlayan bu doğal lezzet, ekim aylarında son demlerini yaşıyor.