|
|
 |
| |
Dünden
Bugüne Haliç - (Golden horn)
Eyüp, Sütlüce, Balat, Fener, Hasköy... |
|
| |
Yazı ve Fotoğraflar: Haluk Özözlü
|
|
| |
Deniz denizlikten çıkmış, rengi kahverengi, her geçen gün biraz
daha artan kokusu ağırlaşmıştı, nefes alınmıyordu. Eminönü, Galata
Köprüsü'nden kalkan Kocataş, Rumeli Kavağı isimli küçük boy vapurlar,
sadece ortadan gidebildiği kanaldan ilerleyebiliyor, en ufak rota
sapmasında balçığa saplanıyor, birçok iskeleye bu yüzden yanaşamıyordu.
Hâkim renk koyu gri, füme, siyah, kahverengi ve pas rengiydi.
Her iki yakada hurdalıklar, tekne enkazları, mezarlıkları, batıklar,
depolar, şekilsiz barakalar, atölyeler, kum depoları, deniz kenarına
yapılmış baraka tuvaletler, tüten bacalar, balçık, çamur içinde
7,5 km lik bir kanal vardı.
 |
|
70 li yılların ikinci yarısında 26 tane tersane ve gemi onarım
yeri, sahile kıyısı olan 18 tane fabrika, iş yeri atölye ile kıyı
ile ilişkisi olmadığı halde Haliç'e atıklarını bırakan 1252 iş
yeri faaliyet gösteriyordu.
Bu iş yerlerinde 70 binden fazla iş gücü sahibi, çevrede ki evlerde
oturanlar, hepsi Haliç'le bir şeyleri paylaşıyordu. Kanalizasyon
da Haliç'e akıyordu, toprak da Haliç'e karışıyordu. Alt yapı hiç
olmamıştı, üst yapı zaten yoktu. Park yoktu, bahçe de yoktu, Balat,
Hasköy, Eyüp'te çocuklar mezarlıklarda top oynar, uçurtma uçurur,
bisiklete binerlerdi.
 |
|
Altın Boynuz olarak anılan Haliç'in, ortasında çöp adaları oluşmaya
başlamış, ne içeri balık giriyor, ne de Haliç'te yaşam belirtisi
görünmüyordu. Suyun akışı durmuş, oksijen bitmişti, kelimenin
tam manasıyla su karaya oturmuştu. Kitaplardan okuyup gelen Altın
Boynuz'u görme sevdalısı turistler, Piyer Loti'ye çıkınca tam
bir hayal kırıklığına uğruyor, derin şok yaşıyorlardı. "Bu mu
Altın Boynuz, bunun neresi Altın Boynuz" diyerek burunlarını tıkıyorlar,
atölyelerin fabrikaların atıkları arasında açıktan akan bir kanalizasyonun
içinde geziyorlardı.
Haliç'te Sebze Meyve Hali, Balık Hali
Sebze
Meyve Hali de Küçükpazar kıyısı Haliç'teydi, Balık
Hali de Haliç Azapkapı sahilindeydi. Denizden mavnalarla taşımacılık
yapılır, gırgır motorları avladıkları balıkları Azapkapı Sokullu
cami önünde ki Balık Haline getirir yanaşırlardı. Suyun üzerinde
yüzen patlıcanlar, dolmalık biberler, boş domates kasaları sıkça
görünürdü. Halin önü aynı zamanda şadların, römorkörlerin bekleme
yeriydi, yüzen bir şehir görünümündeydi. Limana yanaşamayan bir
turist gemisi, savaş filosu Boğaza demir atmışsa römorkörler arkalarına
bağladıkları salları gemilere yolcu ve ikmal teknelerinin yanaşmaları
için çeker götürürler, Galata Köprüsü altından geçerken başlarını
öne eğer gibi bacalarını kırarlardı.
 |
|
Tersaneler, Gemi Söküm Yerleri
Camialtı, Taşkızak, Haliç tersaneleri tarihi değeri olan çok eski
tersanelerdi, hiç boş kalmıyorlar, havuzlara alınan gemilerin
arasında şehir hatları gemileri, arabalı vapurlar sıra bekliyordu.
Yeni inşa edilenler törenlerle denize indiriliyor, yenileri tezgâha
konuyordu. Haliç Tersanesinin Anıtsal Kapısı Azapkapı Yokuşu'nda
iniş ve çıkış yolunun yapımı nedeniyle orijinal yerinden henüz
sökülmemiş yerinde kalmıştı. Haliç Tersanesinin Taş Havuz inşaatına
II. Mahmut zamanında başlanmış 1825 yılında bitirilmiş. Havuz
duvarına günümüzde varlığını sürdürmekte olan mermer üzerine süslü
kitabesi yerleştirilmişti. Abidevi kapı yoktu ama, kitabe duruyordu.
 |
|
Büyük tersanelerin yanı sıra, özel tersaneler zor şartlarda gemi
inşasına daracık arsalarda devam ediyorlardı, inşa sahasına sığmayan
yola taşan burunları altından geçen araçlarla trafik, tek şeritli
parke taş kaplı öbek öbek gölcükler ve at arabaları arasında zorlukla
işliyordu. Tersanelerde söküm için beklemekten paslanan gemiler,
Haliç'in asitli sularında yatan ahşap mavnalar çoktan çürümeye
başlamışlardı, derme çatma iskelelere, hala yüzebilme ümidi olan
teknelere yaslanarak zorlukla durur gibiydiler.
 |
|
80'li yılların başına kadar mavnalı sahiller hep görülürdü. Ahşap
mavnaların kimi sebze, meyve, soğan, kimi kum, kömür, mermer,
kireç taşırdı.
Mavnalar haricinde tamir gören şilep ve yük gemileri eğer denize
açılabilecek duruma gelebildilerse, o gün giriş değil de çıkış
sırası kendilerinde ise, sabahın erken saatlerinde Galata Köprüsünün
eğer arıza yoksa, duba içine su alıp çökmemişse, motopompla suyu
boşaltılmışsa, hafta da bir iki gün yana açılan yüzer orta dubasının
yarattığı boş geçitten geçerek yeniden açık denizlere yol alırlardı.
Giriş yapan gemiler ise Haliç'in tersane kıyılarına yanaşıp adeta
mezarlıkta beklemeye başlamış olurlardı.
Ankara, İskenderun gibi birçok yolcu gemisi, şilebi, yük gemisi,
hatta şehir hatları vapurlarının emekliye ayrılanlarından bir
kısmını, Kasımpaşa, Kuruçeşme, Kızkulesi isimli araba vapurlarının
dördüncü kardeşi olan Karaköy araba vapuru da, en son Haliç'te
görülmüştü, perişandı, bitmişti….
Gemiler, Tekneler, Motorlar, Kayıklar.
Eminönü Kasımpaşa arası çalışan sekiz, on kişilik yolcu motorları
bu atıklar arasında gider gelirlerdi. Tekne reisleri, bazen Haliç
kıyılarına, karada boş buldukları alanlara ahşap teknelerini çekerler,
özene bezene kalafat işlerini yaparlar, çoğu Karadenizli reisler
içlerinde ki coşkuyu en tezat renkleri sarıyı, moru, kırmızıyı,
pembeyi bile yan yana getirerek teknelerini boyarlardı. Sefere
hazır olanlar yine suya o paslı, ziftli suya indirilir, çok geçmeden
su seviyesine kadar zifte bulanırlardı.
 |
|
Yine de o ağdalı, pis renkli suda en güzel görünen, uğur böceği
gibi dolaşan küçük sevimli dolmuş usulü çalışan tekneler olurdu.
Bazen bir baloncuyu, bazen bir şerbetçiyi sırtında şerbet güğümüyle,
bazen bir suni çiçek satıcısını, çoğu zaman şehir iznine çıkan
bahriyeli askerleri de görebilirdiniz. Teknelerin sayıları sekiz
onu geçmeyen can simitleri, üst üste simit gibi dizili olurdu.
1980 yılında hepsinin tek renk beyaz bir örnek olması istendi,
öyle oldu.
 |
|
İskeleler Bir zamanlar Haliç kıyısında tam 12 iskele vardı, Yemiş,
Cibali, Fener, Balat, Ayvansaray, Defterdar ve Eyüp ile Kasımpaşa,
Hasköy, Halıcıoğlu, Sütlüce ve Kâğıthane vapurun yanaşmasıyla
hareketlenip ayrılmasıyla sakinleşip sessizliğe gömülen hareket
noktalarıydı. Ahşaptı, yorgundu, vapur yanaşırken iskele direkleri
esnerdi. Vapur bir karşı sahile bir bu sahil iskelesine uğrardı,
vapuru kaçıranlar aynı hatta bir sonraki iskeleye gidip, karşı
iskeleden dönüşünde vapura yetişme imkânı bulabilirlerdi. Sebze
Meyve Hali yanı Unkapanı Köprüsü bitişiği, aynı zamanda şadların,
römorkörlerin bekleme yeriydi, yüzen bir şehir görünümündeydi.
Galata Limanına yanaşamayan bir turist gemisi veya savaş filosu
Boğaza Dolmabahçe açıklarına demir atmışsa, römorkörler arkalarına
bağladıkları salları motorların gemilere yanaşmaları için çeker
götürürler, Galata Köprüsü altından geçerken bacalarını kırarlardı.

Sütlüce Mezbahası
Haliç'in derinliklerine Kâğıthane, Sütlüce tarafına doğru ilerledikçe,
durum daha da vahimleşiyordu, Sütlüce Mezbahası, kıyı ve yol tarafında
olmak üzere geniş bir alanda egemen kokusu ve işgaliyesi ile hizmet
veriyordu, mezbahaya kesime gelen sürülerin ağılları, her gün
dolup boşalıyordu.
Sabah erken sürüler halinde kamyonlarla koyunlar getirilir, rehber
koçun peşinden kesime sokulurdu. Mezbaha duvarları yerler, kesimhane
kan olukları olması gereken düzeyde ve şartlarda değildi.
Mezbaha çevresinde birçok işportacı, sakatat ızgaraları yapar,
etrafa et, sakatat kokusu yayarlardı.
Kesim sonrası Sütlüce Mezbahasından denize boşaltılan atıklarla
beslenen, et yemeye alışmış martılar, sahipsiz köpekler, kıyıda
köşede unutulmuş tarihi değerler, ya da tarihin sessiz görgü tanıkları
kasır, camii ve nice tarihi değere sahip yapılarla birlikte harmanlanıp,
meçhul akıbetine mahkûm edilmiş gibiydiler.
 |
|
Eyüp - Sütlüce arası kürekle geçme imkânı vardı, sırası gelen
kayıkçı taksi gibi yolcusunu alır karşı yakaya taşırdı. Kayıkla
karşı yakaya geçme imkânı vardı da küreğin her suya batışında
ucundan su değil bulanık çamur akardı. Kayıkçı efkârlanarak çekerdi
kürekleri, eskiyi düşünerek hayıflanırdı. Çok dertlenirse yolcusuna
geçmiş yıllardan anılarını anlatırdı. Sığır etini oltaya takıp
torik yakaladıkları, sevgililerin kıyılarda el ele dolaşmalarını,
içini çeke çeke yâd eder, yüzdükleri yerleri kürek arası molalarda
parmaklarıyla gösterirlerdi. Ümidi kesmişlerdi çoktan, "Haliç'i
öldürdük" diyip kestirip atarlardı.
 |
|
Eyüp
Eminönü Galata Köprüsüne yanaşırdı Haliç seferi yapan vapurlar,
farklıydılar Boğaziçi, Kadıköy, Adalar seferi yapanlardan. Onların
altından geçtikleri bir Unkapanı Köprüsü vardı, öyle uzun direkli,
bacalı vapurlar için elverişli bir güzergâh değildi Haliç. Konfor
yoktu vapurlarda, orta salonda bir kömür sobası yanardı, 1955'li
yıllarda. Eyüp Sultan Camii'ne gidecek olan sünnet öncesi çocukların
ellerinden tutan anneler, anneanneler bu vapurlarla Eyüp iskelesine
ayak basınca ilk iş halka fırınından beş tane halka, sonra tef,
dümbelek, üzerinde Eyüp yazılı düdüklü testi demliklerden alınır,
cami ziyaretine başlanırdı. Cami ziyareti çıkışında güvercinler
yemlenir, mezarlıklar dolaşılır, yine Eyüp İskelesinden 70'li
yıllarda sefer yapan Rumeli Kavağı veya Kocataş isimli vapurlara
binilirdi. Vapurlardan seyredilen manzara hazindi, iç karartıcı
kasvetliydi, gemi söküm yerlerde, parçalanmayı bekleyen İskenderun,
Ankara gibi Akdeniz seferi yapan uzun yol gemilerin bu hallerini
görmek içinizi daraltırdı. Eminönü - Eyüp arası çalışan strepenteli
dolmuşlarda çalışırdı, dolmuş durağı Mısır Çarşısı yanında ki
geniş otoparkın yanındaydı.
 |
|
Gazeteciliğe Hürriyet'te ilk başladığım 1976 yılında Haliç tam
anlamıyla bir fotoğraf hazinesi, bir tür belgesel foto safari
sahrasıydı. Çekilecek her bir kare fotoğraf, belge ve haber değeri
taşıyordu. Haliç toprakla, atıklarla, pislikle öylesine dolmuştu
ki yürüyerek karşıdan karşıya geçmeye az kalmıştı. Genç gazetecilerde
heyecanlı, gördüklerine inanamama, bir şeyleri birilerinin gözleri
önüne serme, belki Haliç'e dikkat çekme, belki de yapılan haberlerin
bir faydası olur, ümidiyle sürekli haber çıkarma telaşı vardı
ve nihayet beklenen gün geldi.
 |
|
Haliç'e ilk kazma vuruldu
Belediyelerin, yetkililerin "Güçsüz belediyelerle bu sorun çözülemez"
dedikleri Haliç nihayet Belediye Başkanı Bedrettin Dalan başkanlığında
köklü bir değişim geçirerek bugünkü durumuna kavuştu. Yamaçlardan
akan toprak durduruldu, kanalizasyon boru içine alınarak önce
arıtma istasyonuna ve açık denize ulaştırıldı. Suya atık yapan
iş yerleri kapatıldı, tersane ve gemi sökümü yapan yerler bölgeden
uzaklaştırıldı, mezbaha taşınarak faaliyetine son verildi, yeri
restore edildi. Sebze ve Meyve Hali ile Balık Hali yeni yapılan
başka yerlere nakledilip eski yerleri tamamen yıkıldı.
Kıyı sahil şeridi, set çekilerek planlı, parklar bahçeler, yapıldı,
çiçeklendirildi, yapılacak diğer yenilemeler listelendi. Haliç'e
derinlik çalışması yapıldı, temizlendi ve Dalan'ın inanılmaz gibi
gelen "Haliç gözlerim gibi masmavi olacak" sözü gerçekleşti. Haliç
tekne yarışlarına ev sahipliği yapacak, Haliç'i manzaralı evlerin,
restoranların değer kazandığı, kokusu olmayan bir cazibe merkezi
haline geldi. Haliç Projesi, İstanbul'da gerçekleşen en büyük
proje olarak tarihe geçti.
 |
|
|
|
|
|