Deniz
aslanı kim biliyormusunuz? Lüferin büyüğü kofana. Jilet kadar keskin dişleri ile
daldığı balığı yaralar, yalnız balık mı? Bir milimetrelik oltayı bile bir hamlede
keser atar. Onun için lüfer, kofana oltalarını bir metre çelik tel gövdeli yapıyorlar.
Oltadan çıkarılan balığın dişlerine parmak kaptırmamak dikkat edilmesi gereken
bir husus. Şimdide lüferin hayat hikayesi:
Nasıl yılan balığı Meksika körfezine, somon balığı Kuzey Amerika'ya kilometrelerce
üşenmeyip gidip yumurta bırakıyorsa, lüfer balığı da Karadeniz'e ve Tuna'ya doğru
gidiyor aynı amaçla. Akdeniz'den Karadeniz'e dönüş akımı balığı tutulmaz. Tutulsa
da yenmez. Yense de lezzetli olmaz. Karadeniz tuz oranı düşük 1000'de 18'den balık
Marmara'ya 1000'de 21 tuz oranına sonra da Ege'ye 1000'de 23'e ve su ısınıyor.
Balık yağını bırakmaya başlıyor ve Akdeniz'de 1000'de 26 tuz oranınla karşılaşan
balık bu tuz oranı yüksek sıcak denizde çiroza dönüyor. Bu bakımdan Karadeniz'e
dönüş akımının balığı, Akdeniz'e gidiş akımının kalitesinde olmuyor. Deniz'in
aslanı dedik ya, peki ya köpek balığı! Sizin boyunuzda ise yani rakip kendi cüssesine
şöyle bir bakıp sonra da gidiyor. Ya en hızlı balık o da torikmiş. İnanılmaz
sürede inanılmaz yol alırmış. Midyeler dakikada iki litre suyu flitre ediyor,
bu işi pis denizde yaparsa zehirlide olabiliyor. Tuzu sevmiyor, yanıyor hatta
tuz oranı yüksek denizde büyüyüp serpilemiyor. Bu yüzden Akdeniz'de midye de olmuyor.
Sualtında balık seyretmek isterseniz iki tane deniz kestanesini kırıp bir dakika
bekleyin, bakın ne balıklar geliyor. Kestane içerisinden çıkan havyarı yemeye
doyamıyorlar. Bu formül su altı fotoğrafı çekenler içinde işe yarayacaktır.
Gelelim Ahtapota Ahtapot hokkabazın teki! İnsanı uğraştırır hele
teke tek aynı şartlarda mücadele ederseniz bu zeki hayvanla oynarsınız. Ahtapot
aynı zamanda iyi bir ev
hanımı! Evinin önünü temizleyip yuvasındaki tüm taşları topluyor. Ha işte burası
ahtapot yuvası diyorsunuz. Durum böyle olunca ahtapot avcıları Mart sonu Saroz
körfezine temiz sulara yavrulamaya gelen ve kayalık zemine saklanan ahtapotları
çarçabuk buluyorlar. Plastik pet şişelere doldurdukları suyla eritilmiş göz taşını
yuvalara sıkarak ahtapotların dışarı çıkmasını sağlıyorlar. Yuvadan çıkan ahtapot
ellere dolanıyor. Avcılar kaptıkları gibi kafa torbasını geri çevirince kollarını
bırakıveriyor. 3 kilo ile 10 kilo arası gelen ahtapotlar İstanbul ve Bandırma'da
işleme fabrikalarına satılıyor. Beyaz etli deniz ürünleri fosfor zenginidir ve
besleyici özellik taşır. İyide içki mezesi sayılır. Sert zemine 40 defa vurulup
öldürülen ve yumuşatılan ahtapot 15-20 dakika kadar haşlanır sonra derisi kendiliğinden
çıkar. Bazıları sırf sirkede kaynatır, pişeni de limon, zeytinyağı, sirke, sarımsak
sosu ile yenir. Haziran ayında ise ahtapot Saroz Körfezini terkeder.
İstakoz'un en korktuğu hayvan ise Ahtapottur. Vücuduna sarılıp yapışınca İstakoz'un
hareket kabiliyetini yok eder ve iliğine kadar emip içini bomboş bırakır. Bu yüzden
Ahtapottan kurtuluşu olmayan İstakoz, Ahtapotun gölgesinden bile korkar.
Vefakar Orfoz Av
sırasında balıkçı ve dalgıçların başına gelen çoğu olay bilim adamlarına ışık
tutacak cinsten. Son derece ilginç bir balık çeşidi olan orfoz hakkında çeşitli
duygusal hikayeler anlatılıyor. Lohos her sene bir kilo alarak büyürmüş. Yani
üç kilo ağırlığındaki bir lahos 3 yaşında demek miş. 100 yıl kadar yaşayabilen
orfoz'u avlamaya kıyamayan balıkçı ve dalgıçların sayısı ise gün geçtikçe artıyor,
neden mi?. Tuzağa kolay düştüğü için saf balık olarak bilinen orfoz yaşadığı süre
boyunca yuvasını hiç terketmezmiş. Zıpkından kaçabilirse kayaların arasına girip
yanaklarını balon gibi şişirir beklermiş. Merakına yenilip tekrar dışarı çıktığında
da kendisini bekleyen avcının zıpkını ucunda ölürmüş. Uzun süre can çekişerek
öldüğü için dalgıç ve balıkçılar ortak bir karar alarak orfoz avlamamaya yemin
etmişler. Hatta "Hepimizin bir Orfozu vardır" diyen dalgıç ve balıkçılar onların
yerini kimseye söylemez, köfteden böreğe kadar balığın sevdiği herşeyi
ayaklarına götürerek onları beslermiş. Ege ve Akdeniz'de yakalanan küçük orfozların
tekrar denize bırakılmalarının bir nedeni de buymuş. Fethiye Dalış Okulu öğrencilerine
balık gösterebilmek için hiç avlamadıkları bir orfoz varmış. Bu amaçla balığa
doğal ortamında 7-8 yıl yem götürüp beslemişler. Hatta orfoza isimde takmışlar
Yaşar diyorlarmış. Ne var ki yaşar son yıllarda hiç görülmemiş. Tecrübeli balıkçıların
anlattıklarına göre orfozların ilginç bir hayat hikayesi var. Balık erkek doğmuyor
fakat belirli bir yaşa gelince erkek oluyor ve bir seferliğine dişiyi dölleyip
sonra da ölüyor. Bu güne dek orfozun erkeğini gören yada yakalayan balıkçı olmadığı
söyleniyor.
Saroz Körfezi olta balıkçılarından Şerif, denizde yaşadığı anılarından birini
şöyle ifade ediyor. "200 kiloluk orkinosu tuttum, çektim teknenin yanına. Balık
yakalandığını anlıyor, adeta ağlıyor, gözünüzün içine bakıyor, gözüyle beni, hareketlerimi
takip ediyor, bırak beni diye adeta yalvarıyor. 3.5-4 milyar değeri var, denize
geri atamıyorsun, balıkçısın, işin bu. İçin gidiyor…
Kıskanç
Erkek İskaroz Temmuz
ayında çiftleşen İskaroz aile yaşantısı olan bir balık türüdür. Sürüde erkek başı
çeker, arkada ise yetişmiş diğer erkek İskaroz ve onu takip eden dişiler bulunur.
En büyük özelliği ise kıskançlığıdır. Bu kıskançlık onu ve başını çektiği sürünün
ölümüne neden olur. Olta balıkçıları erkek İskaroz balığını misinaya bağlar ve
gezdirir. Sürünün başını çeken Erkek İskaroz bu yeni balığı kıskanır ve ona vurur.
Bu öfkeyle karaya bile çıkar, dişleri ise lüfer gibi keskindir. Arkasından gelen
sürü erkeği takip ettiği için balıkçının ağına takılır ve av bu şekilde sonlanır.
DENİZ
SALYANGOZU Deniz salyangozları kaya midyesi ile besleniyor, balıkların
bıraktığı havyarları çok seviyor, hortumuyla emerek yiyor. Salyangozun kendine
has bir salgısı var. Yakaladığı midyeyi içine hapsettikten sonra, bu
salgıyı çıkartarak midyenin kabuğunun açılmasını sağlıyor. Hortumu ile öyle bir
emiyor ki iç kabuk tertemiz kalıyor. Balık yumurtalarına çok zararı olduğu gerekçesiyle
balıkçılar Tarım Bakanlığından bu su ürünü avın teşvik edilmesini de bekliyorlar.
Salyangoz Sote Kefkenli balıkçılar topladıkları salyangoz kabuklarını
teneke içinde kaynatıyorlar. Haşlanan kabukların içinden çatalla çıkarılan deniz
canlısı aynı ahtapot gibi çok sert bir ete sahip olduğu için, haşlama sırasında
suya bira, maden suyu, sirke gibi eti yumuşatıcı katkılar konuyor. (Not: Ahtapot
haşlanırken şarap, karides haşlanırken sirke konuyor). En az bir saat haşlanarak
kabuklarından çıkarılan etler bu defa dışında bulunan siyahlık zarlardan temizleniyor
ve ince ince kıyılıyor. Arzuya ve zevke göre patates, domates, yeşilbiber, patlıcan,
soğan, sarımsak gibi sevilen sebzeler, tane karabiber, tuz, pul biber ilave ediliyor.
Kalorisi çok yüksek salyangoz yemeğinin etkisi kazanılıyor. Yarım kiloluk salyangozdan
30 gram et çıktığını belirten balıkçılar, görünümü güzel olmasa da, lezzeti iyidir
diyorlar.
Karadeniz balıkları ve Palamut'un ilginç dünyası!
Karadeniz de balık yasağının kalmasıyla önce palamut başlıyor. Arkasından denizin
canavarı denilen daldığı her balığı parçalama özeliği ve jilet kadar keskin dişlere
sahip balık ağlarını bile ısırıp kopartan lüfer balık akını geliyor. Palamut hiç
anlaşamadığı bu dişli balık gelince kaçmaya başlıyor ve göç balığı yuvası olan
Karadeniz'i terk ediyor.
Karadeniz'de sadece yerli balık olarak kalkan ve hamsi bulunuyor. Oysa palamut
başka denizlerden torik olarak geliyor, yumurtayı bırakınca palamut oluyor. Karadeniz'i
tercih edişi için balıkçılar suyu ılıman, tuz oranı üremeye müsait ve elverişli
olarak tanımlıyorlar. Balık, okyanustan yola çıkıyor, pusulası, rotası, rehberi
olmadığı için kendi yolunu kendi buluyor. Kıyıdan sahil şeridini takip ederek
yol arıyor. 20 Nisan'da Karadeniz'e çıkıp Haziran ayında havyar döken palamut
Eylül, Ekim ayında aynı yoldan dönüşe geçiyor. Göç'e geç kalanlar bir kere daha
havyar döker bu şekilde Eylül Ekim aylarında 20 cm lik ikinci nesil balıklar görülüyor.
Balıkların gidişte ve gelişte her hangi bir engelle karşılaşmamaları gerekiyor.
Aralık ayında göç tamamlanıyor ve Karadeniz'de palamut kalmıyor. İçgüdüsel bir
davranışla doğduğu yere gitme özelliği olan palamut'un büyüme süresi 4 ay olup
bir kiloya erişiyor. Bu ona denizlerin en hızlı büyüyen balığı unvanını kazandırıyor.
Sıkıntıya gelemiyor, ağa yakalanırsa hemen ölüyor, kendini imha ediyor. Bu yüzden
çiftlik balığı olamıyor, suni yemle yaşayamıyor.
Kendi etini yiyen birkaç
balıktan biri olan yine lüfer. Balıkçılar oltalarına taktıkları lüfer balığı parçaları
ile lüfer tutabildiklerini belirtiyorlar. Oysa diğer balıklar iğneye konan kendi
cinsinden yemlere itibar etmiyorlar. Ege'nin kraliçesi diye tanımladığımız
vahşi deniz Çipura ise, önce yumurtalarını bırakıyor sonra da gelip bıraktığı
kendi yumurtalarını yiyebiliyor! Fener Balığı Görünüş
olarak siyah kaya renkli
çirkin bir balık. Balıkçılar bile bu çirkinliğin
satışlarını etkilememesi için balığın derisini yüzdükten sonra dilimleyip öyle
satışa sunuyorlar. Özellikle Çanakkale Saroz Körfezi, Edremit Körfezinde yaşayan
fener balığı, dip balığı olup, oldukça iri kafasında geniş yayvan ağzı ve keskin
dişleri bulunuyor. İri kafanın üst kısmının otomobil farı gibi iki patlak gözü
yer alıyor. Her iki yanı kontrol edebilecek açıya sahip gözlerin önünde ise biri
kısa diğeri uzun iki anten bulunuyor.
Balık
yaklaşık avlanmak için kullandığı bu 40 cm lik uzun olan antenin ucunda beyaz
renkli, ışık saçan, bir deri parçası taşıyor. Avlanma sırasında fener balığı yassı
olan vücudunu kuma gömüyor ve bu şekilde
kendini kamufle edip görünmezlik sağlıyor. Kafanın önünde kumun üzerine ise ışıklı
parçayı yatırıyor. Diğer balıklar dikkati çeken ışıklı parçayı yemek için
geliyorlar. Tam bu sırada ışıklı antenini yemli olta gibi kullanan fener balığı
kafasını aniden kumdan çıkarıp avını yakalayıp yutuyor.
Vücudunun iki yanında kuvvetli yüzgeçleri olan fener balığının derisi soyulup
kılçıksız lop eti kuşbaşı doğranarak kavurması, kömür ızgarada şiş'i yapılıyor.
Işıklı antene sahip olması nedeniyle fener ismini alan balık lezzetli balıklar
sınıfında yer alıyor. Fener balığının temizlenmesi sırasında yakaladığı her
balığı bütünüyle yuttuğu, 30 kg lık bir fener balığı midesinden 3-4 kg lık mercan
balığı çıktığı belirtiliyor. Fener balığının midesi çöplük gibi benzetmesi yapılıyor.
Dülger
Balığı Bir
ismi de peygamber balığı olarak anılan dülger
balığı Çanakkale menşeli bir balık türü
olup özellikle ülkemiz sularında Bozcaada çevresi, Saroz denizi, Marmara'da rastlanıyor.
Ağ ve açık deniz trol avcılığı ile yakalanan Dülger balığının en karakteristik
ve belirgin özelliği her iki yanında parmak izi gibi koyu gri yuvarlak bir leke
bulunması. Halk arasında ki inanışa göre bir peygamber (İsa) bu yassı balığı her
iki yüzeyinden eliyle tutmuş ve başparmak ile işaret parmağının izi kalmış. Nesiller
boyunca süregelen bu parmak izi, dülger balığına peygamber balığı ismi takılmasına
neden olmuş. Çok da estetik bir görünümü olmayan, balıkçılar tarafından iri kafalı,
büyük ağızlı, bazı yerleri şeffaf, bazı yerleri dikenli ve nispetsiz, sert pullu,
geniş yüzeyli, yassı balığın, içinde sadece ciğeri olup mide boşluğu küçük bir
balık türü olarak tanımlanıyor. Kalamar-Mürekkep Balığı Hayatta kalabilmek için ilginç yöntemi ile
uğraş veren deniz canlılarından biri de kalamar. Tek savunma aracı ise mürekkep
kesesi. Yakalanacağını anladığı an peşindeki düşmanını oyalamak, kendisini görünmez
kılmak amacıyla kesesinde bulunan mürekkebi çevresine yayarak denizi bulandırıyor,
bu yöntemi defalarca tekrarlayarak, bu süre içinde av olma mesafesinden süratle
uzaklaşıyor. Kalamarın mürekkebi kendisine düşmanından kaçıp kurtulması için
yarar sağlarken, yakalanan kalamarların mürekkebini balıkçılardan toplayan İtalyan
ve Rum aşçılar bu mürekkebi mavi makarna yapımında kullanıyorlar. Kalamarın kendisi
ise, beyaz etli makbul bir meze türü sayılıyor. Kalamarın içinde bulunan kaşık
kemiği çıkartılıyor, derisi zar gibi yüzülüp silindirik gövdesi halka halka kesiliyor,
kolları ve diğer bölümleri de ince şeritler halinde doğranıp bu defa kalın tuzla
beraber 15- 20 dakika yoğruluyor. Bir süre sonra sertliğini kaybedip yumuşayan
kalamar parçaları yıkanıyor. Arzuya göre bira veya sodadan geçirilip, unlanıp,
kızgın yağda kızartılıyor. Kızartma sırasında etrafa yağ sıçraması kaçınılmaz
ve fazla oluyor. Derin dondurucuda 10 gün gibi bir süre bekletilenler kalamarlar
zamanla lezzet kazanıyor.
Kalamar'ın
yabanisi Bülbülya. Günümüzde çipura, levrek, fangri balıkları gibi, Orkinos
da çiftlikte yetiştirilen bir balık türü oldu. Orkinosun diğer çiftlik balıklardan
farkı, hem deniz dibinde tel kafesler içinde bulunmaları, hem de doğal yemle beslenmeleri.
Orkinosun en sevdiği deniz canlılarının başında Saroz Körfezinde bulunan bülbülya
geliyor. Bir tür kalamarın yabani çeşidi olan bülbülyalar ağ ile yakalanıyor.
Bülbülya ile beslenen orkinosların eti daha lezzetli oluyor. Orkinoslara somon
balığı da aynı amaçla yediriliyor, yeterli beslenme zamanı sonunda bülbülya ve
somon balıklarıyla beslenip eti farklılık kazanan orkinoslar, yine farklı fiyattan
suçhi yapılmak üzere Japonlara satılıyor. Midye Türü Sülünez Silivri'de deniz dibi kum olduğu için karides, midye
türü kabuklu deniz canlılarına da sıkça rastlanıyor. Bunlardan biri de kumun altında
yaşayan ve "sülünez" denilen bir midye türü. Her balığa makbul bir yem olan bu
midyeler, kumun üzerinde hiç görünmüyor, sadece 8 gibi iki küçük delik bulunuyor.
Özel şiş bu deliğe sokularak midyeler toplanıyor. Midyeleri kavurup yiyen de bulunuyor,
balık yemi olarak kullanan da. Özellikle teneke altı çıkarılıp macunla cam konuyor,
bu şekilde deniz dibinin yüzeydeki dalgalardan etkilenmeden net olarak görünüm
sağlanıyor. Mercek gibi seyredilen kum yüzeyde midyeler avlanıyor.
Profesyonel
balıkçı Sabri Çalışkan'dan tavsiyeler. Lüfer çelik teli de keser. Bunu suda
döne döne yapar. Balık çok aç olmadığı sürece çelik tel yemi bozduğundan dolayı
kullanılmaz.
İzmarit e 150/200 gr lık ağırlık kullandığınızda, vurduğunu
anlamak çok zordur. Genelde kıyıya yakın avlanır, bu nedenle hafif ağırlık kullanmak
daha doğrudur. 75 - 115 gr gibi. Zargana su üstü balığı olduğundan su üstünden
tutulur. En sevdiği yemler gümüş ve kaya kurdudur. Tekneden tutmak için ipek ya
da kaya kurdu kullanılır. Olta 10/11 siyah iğne. 2 iğneden oluşan hırsızlı takım
kullanmak daha doğru olur. Kıyıdan topun arkasına 1,5 / 2 kulaç 0,15 / 0,2 misina,
2 iğneli hırsız 10/12 numaralı siyah iğneli takımla kaya kurdu / istavriti ince
uzun kurt gibi keserek veya irice midyelerin kenarında ki kısımlarını bıçak ucu
ile sıyırarak yem yapılır, deniz suyu akıntılı ve çırpıntılı ise ipekte kullanılabilir.
Çinakop, lüfer ve sarıkanat ta sabah gün doğumunda kaşık kullanılır.
Birde buna ilaveten deniz suyunun da bulanık olması lazımdır. Ayrıca kaşık yerine
rapalada kullanılabilir. Kıyı balıkçılığında zoka kullanılmaz. Zoka teknede kullanılırsa
daha verimli av sağlanır. Oltanın ucundaki heyecan Amatör balıkçılık çok ayrı
bir tutku önce bir hevesle başlıyor ve 10 iğneli bir çapari olta alınıyor. Bilgi
beceri ve tecrübe geliştikçe biraz da çevredeki diğer amatörlere özenilerek
kamış oltaya geçiliyor. Bu süreçte misinaların, iğnelerin özellikleri, olta türleri,
balık türleri ve avlanma biçimleri öğreniliyor. Hangi balığın nerede, ne zaman
avlanacağı araştırılıyor. Durumu iyi olanlar küçük çaplı tekne bile ediniyorlar.
Bu gün ülkemizde amatör balıkçılık yalnız denize sahil olan kentlerimizde değil
akarsuyu gölü bulunan kara kentlerinde
de yaygınlaşıyor. Oltalarda, zokalarda, suni yemlerdeki gelişmeler ise şaşkınlık
verici düzeyde. Özellikle Finlandiya ve Japonya'daki teknolojik gelişmeler amatör
balıkçılığın boyutlarını da değiştirmiş durumda. Balıkları kandırmak artık çok
daha kolay. Özellikle "Mr. Twister" ismi verilen suni solucanlar büyük rağbet
görüyor.
Sentetik balıklar, karidesler çok çeşitli. Hatta karınlarının içinde kimyasal
reaksiyon tüpleri taşıyan suni yemler bile var. Japon Yuzuri
firması tarafından yapılan sentetik balıklar ise canlı balıkları kandırmada çok
etkileyiciler. Cam parçalardan oluşan suni yemler oltanın ucunda suya girdiği
zaman fosforlu bir hal alıp ışık saçıyor. Pırıl pırıl parlayan bu yeme özellikle
lüfer ve mercan hayır diyemiyor. İzmarit
Mevsimi Ekim-Nisan arasıdır. İzmarit dip balığı olup zeminin 40 cm üstünde
dolaşır. Düşmanı
olan
lüfer akını başlayınca avı kesilir. İzmarit oltasında 6 veya 7 nolu siyah sinek
iğnesi kullanılır. 150-200 gramlık kurşunu vardır. İzmarit avında 3 iğne idealdir
bir de fırdöndü taktınız mı olta hazır demektir. Balığın derisiyle eti arasında
bulunan yağ tabakası lezz
katar. Buna rağmen izmaritin derisi
sıyrılıp, tulum çıkararak yemeyi tercih edenler olur.
İstavrit Hindi
veya martı tüyü çapari ile yakalanır. İstavrit
oltasına kırçıllı tüy takılırsa bazen kolyos geldiği bile olur. Soğuğu seven bu
balık orta derinlikte dolaşır. Çok soğuk havada dibe kaçar. Oltaya 20 iğne takılabilir.
İlk atışta dibe kadar inen olta sonra yoklayarak yukarı çekilir. Hangi seviyede
balığa rastlanırsa olta işaretlenerek o derinlikte avlanılır. İstavrit avında
misinayı tutan el devamlı hareket halinde olmalıdır.
Mezgit
Marmara'nın en saf balıklarındandır bu nedenle çok kolay tutulur. Yem olarak sinek
iğnesine genellikle midye takılır bazen tüylü iğneye de geldiği olur.
Zargana Fosforca zengin olan balık çocuklar için son derece değerli
bir besin kaynağıdır. Özel olta isteyen tek iğneyle yakalanır. Sürekli hareket
halindeki tekneden tutulur. Tavası ve köftesi lezzetlidir. Kırlangıç
Olta balıkçılığının zevkli avlarındandır.
Dip balığı olup zoka veya çift büyük iğne ile yakalanır. Maliverye denilen iğneye
istavrit veya izmarit kılçıksız yaprak halinde takılır ve iğne dibe yatırılır.
En iyi avlanma dönemi ise ekim-kasım arasıdır.
Çinekop, sarıkanat, lüfer
ve kofana aynı tür balıklardır. Çinekop 3 çatallı kaşık iğnesi ile tutulur, hassas
balıktır. Canlı ve taze yem ister. Sarıkanat ve lüfer üçlü yada ikili zoka ile
avlanır. Bu balıkların avcılığı zahmetli ve zevklidir.
Marmara balıklarının
azalmasının bir nedeninin de köpek balıklarının çoğalması ve yunusların azalması
olarak gösteriliyor.
Amatörlere
öğütler
-
Balıkçılık sevgi, sabır, soğuk
kanlılık ve refleks ister. -
İnce
misina 0,30 ve 0,40 avcı olur balığı ürkütmez. -
Büyük
balıklar yakalandığında misina durdura durdura ürkütmeden yukarı çekilmelidir. - İstavrit
tutarken çapa atılmaz, çapa ipinin hareketi balığı ürkütür ve yarı yarıya keser. - Tekneyle
büyük balık avında mutlaka bir kepçeye ihtiyaç vardır. Sudan çıkar çıkmaz kepçeyle
balık yakalanmalıdır yoksa çırpınan hayvan misinayı koparabilir. -
Bir
balık teknesinde mutlaka livar bulunmalıdır. Livar yoksa teneke kaplar tercih
edilmeli ve su sık sık değiştirilmelidir. Plastik kovalarda bekleyen balık su
içinde bile olsa bayatlar. -
Balıkçılığa
yeni başlayanların en sık düştüğü hatalardan biri iğneyi dipte bir yerlere taktırmalarıdır.
Bu konuda dikkat gerekiyor. -
İskorpit
ve trakonya etleri yenirse de zehirli balıklardır. Çarptığı yeri şişirirler. Oltaya
sık gelen bu balıkları tanımak iğneden çıkarırken tedbirli olmak her ihtimale
karşı zehirli balık vurmaları için küçük bir şişe amonyak alınmalıdır.
-Denizden
çıkarılan balıklar deniz suyu ile veya tuzlu su ile yıkanmalıdır. Eğer buzdolabında
saklanıp aynı gün yenmeyecekse tatlı su balığın etini gevşetir, beyazlaşmasına
sebep olur, lezzeti de kaçar.
Türkiye
ilginçliklerle dolu bir ülke. Yolumuza çıkan bir çok karikatür benzeri olaylarla
karşılaşıyor kimine gülüyor, kiminde dehşete düşüyor, kimisinde düşünüyoruz. Foto
Şaka sitesinde hiç biri kurgu olmayan fotoğraflarla günlük yaşamdan kesitler bulabilirsiniz...