|
BEYOĞLU
BALIK PAZARI
Galatasaray’da
bulunan ünlü pazara Beyoğlu İstiklal Caddesinden olduğu gibi,
Tarlabaşı Bulvarı, İngiltere Başkonsolosluğu, Nevizade Sokak
yönlerinden kısacası her yönden giriş yapılabiliyor. Ayrıca
Avrupa Pasajından, Çiçek Pasajından veya Aslı Han, sahaflar
kapısı gibi Balık Pazarına ara geçitlerde bulunuyor. İstiklal
Caddesi üzerinden yani bir zamanların ısmarlama diktiği gömleklerle
ünlenen “Martino” ile zamanın ayakkabıcısı “Dore” nin (şimdi
Flora) bulunduğu köşelerin arasından girersek sağlı sollu
tezgâhlar arasında ilerliyoruz. Sağda kalanlar genellikle
önceleri çiçek satıcıları, sonra kumpirciler, şimdide takı,
incik boncuk satıcıları olsa da sol tarafın tezgâhları daha
görmeden etrafa yayılan kokularından kokoreç satıcıları, midye
tavacılar, tantuni tezgâhları ile geçiliyor. Giriş katları
cepheleri
siparişleri hazırlama telaşında ki satıcıların çıkarttığı
kızaran yağ kokuları, doğranan kokoreçlerin bıçak sesleri
birbirine karışırken üst katlar bu lezzetlerle buluşanların
mekânları olarak rağbet görüyor. Aynı hat, sol kol üzerinde
Avrupa Pasajına bir giriş yer alırken birkaç adım yanı başında
bu defa eski kitapların satıldığı, geçmişte seyrettiğimiz
filmlerin afişlerinin bulunabildiği, kullanılmış plakların,
kitapların göze çarptığı, bir kısmının öğleye doğru açıldığı
sahaflar faaliyet gösteriyor. Avrupa Pasajına alt satırlarda
yine döneceğiz, bu girişin tam karşısında tarihi çiçek pasajı
girişi yer alıyor. Restoran ve sebze meyve tezgâhlarını sağımızda
bırakıp 15–20 metre ilerliyoruz, bu defa yine sağımızda Üç
Horan Ermeni Kilisesi giriş kapısı bulunuyor. Sihirlitur.com
okuyucuları için balık pazarı gezimize devam ediyoruz.
Vesta Restoran
Şimdi
geldik üç yolun kesişme noktasına sol köşede duvarlarına,
tavanlarına özene bösene tarihi ve sanatsal resimlerle süslenen
ve restore edilerek restoran yapılan bir tarihi bina. Terasına
kadar konuk ağırlayan dört katlı restoranın en son yeniliği
Amerika’dan getirilip monte edilen, doğal gazla çalışan, dış
mekân tepeden ısıtma sistemi ile balık pazarı sokağına çıkarılan
masalarda yemek yeme imkânı veriyor olması. Vesta Restoranın
en çok siparişi verilen çeşitlerinin başında tuzda balık geliyor.
Levrek, mercan, lâhos gibi balık türlerinden yapılan tuzda
balıklar kadar balık buğulama da seviliyor. Akşamcıların sofralarından
eksik etmedikleri sakızlı ahtapot için ahtapotlar önce haşlanıyor,
sonra damla sakızı, krema ile tavada pişirilip üzerine çekilmemiş
kahve tanesi konarak servis ediliyor. Sosta yatırılan kalamarlar
Kömür ateşinde ızgara yapılıp tereyağlı sarımsaklı sosla sunuluyor.
Testi kebabı, tavada hazırlanan soğanlı, pul biberli ciğer
tava diğer tercihlerden bazıları. Haftanın her günü açık olan
Vesta Restoran Tel no: 0.212. 252 10 73
Havanın
kararmasıyla çarşı havasından çıkıp restoranlar bahçesine
dönen sokaklardan biri olan bu Sahne Sokağı'nın diğer köşesinde
belki de Türkiye’nin en renkli, en zengin çeşit bulunduran,
hatta aşerenlerin aklına gelebilecek, canı çekebilecek mevsimli,
mevsimsiz sebze ve meyveleri bulabileceğiniz Titiz Manavı
görülüyor.
Titiz Manavı
Her sabah halden alınan ve bahçelerden toplanıp getirilen
körpe otlar, sebze, meyveler özenle ve de renk armonisine
dikkat edilerek sergi açarmışçasına tezgâhlara
dekoratif biçimde diziliyor. Aklınıza ne gelirse burada bulabiliyorsunuz.
Reyhan otu, fesleğen, radika, tere, roka, hindiba, turp otu,
ısırgan otu, sarmalık yapraktan tutun, marul çeşitleri Çin
maruluna kadar uzanıyor. Taze soğan, taze sarımsak, deniz
börülcesi, kereviz, enginar, karnabahar, brokoli aklınıza
ne geliyorsa mevsim ne olursa olsun bulunabiliyor. Kavun,
karpuz, çilek, üzüm, avokado, mango, elma armut, mandalina,
portakal, üzüm, muşmula, hurma, ceviz, kestane, taze fasulye,
taze bakla, kar yağarken bile karşınızda. Aşarenler için buzdolabından
can erikte var, Şubat ayının ortasında seçilip saklanmış Napolyon
kirazıda.
Titiz Manav Tel no: 0.212. 292 28 60
Titiz Manavı’ndan yüzümüzü İngiltere Başkonsolosluğuna doğru
çevirip Dudu Odaları Sokak boyunca yürürsek solda yeni açılmış
bir balık dükkanı görüyorsunuz.
Balıkadam
Beyoğlu
Balıkadam
Beyoğlu ismiyle,
sayıları hayli azalan Balık Pazarı balıkçılarına katılan balıkçının
özelliği günlük balık satmanın yanısıra, üst katında bulunan
balık mutfağında telefonla aldığı siparişleri pişirip, Sıraselviler,
Cihangir, Ayazpaşa, Gümüşsuyu gibi bölgede bulunanlara soğumadan
yetiştirmek.
Kaan Yıldırım ve Cemil Ünal bu tür alo balık hattının İstanbul'da
bir yenilik olduğunu, evde balık kokusu istemeyen hanımları,
canı balık çekenlere istedikleri tür balıktan, istedikleri
tür pişirim şekliyle sunmak olduğunu belirtiyorlar. Balıkçının
önünde bulunan tezgahta ise rakı sofralarının vazgeçilmezi
Palamut lakerda, balık yumurtası, somon füme, palamut, uskumru
füme, siyah havyar, kırmızı havyar, mumlu kefal havyarı, çiroz,
balık pastırması gibi mezelikler satılıyor.
Motorla yapılan servislerle çiğ veya aşçının pişirdiği balıklar
kapıya kadar teslim ediliyor.
Balıkadam
Beyoğlu.
Tel
No: (212) 243 88 70
Beyoğlu
Şarküteri
Sol
kolda No:
5'de bulunan
Bayraktar Fırının yeri, bitişiğinde ki Beyoğlu Şarküteri ile
birleşmiş, genişlemiş. Tüm şarküteri çeşitleri, çeşitli yörelere
ait peynirler, tuzlu balıklar, konserveler, salamura sardalye,
yumurta, yağ tüm kahvaltılıklar sıralanıyor.
Beyoğlu
Şarküteri Tel
No: (212) 243 98 19
Balık Pazarının yenileri arasına katılan iki tane daha konsept
dışı mağaza faaliyet gösteriyor.
Bunlardan bir tanesi hediyelik eşya, diğeri antika müzayede
üzerine çalışıyor.
Ottoman
Art Bazaar
Manavlar, balıkçılar, şarküteri dükkanları arasında no 19'da
bulunan hediyelik eşya dükkanında daha ziyade ilk göze çarpanlar,
çini eşyalar oluyor. vazolar, renk ahenk tabaklar, nargileden,
çukur kaselere, çerezliklere, varan çeşitler arasında bastonlar,
biblolar, İstanbul simgeli bardakaltı, şallar, fularlar, kumaş
dokumalar, takılar yer alıyor.
Ottoman art Bazaar
Tel
no: 0(212) 245
69 06
Pera Mezat
Antika
satışı yapılan, müzayedeler düzenlenen Pera Mezat katologlarla
faaliyetlerini meraklılara duyuruyor. Seramik, Cam opalin
parçalar, ahşap antikalar, gümüş tuğralı antikalar, antika
tablolar çeşitli dekoratif parçalar mağazanın giriş katında
sergileniyor. Pera Müzayedecilik her yıl dört kez "Osmanlı
Sanat Eserleri", altı kez "Efemera&Nümismatik Müzayedesi"
(kitap, para, jeton, madalya, harita, gravür, kartpostal ve
fotoğraflar) gerçekleştiriyor.
Pera Mezat Tel
no: 0(212) 293
11 16
Üç Yıldız Şekerleme
İstanbul'un
tarihi çarşısında tarihi bir şekerci Üç Yıldız
Şekerleme. Balık Pazarının en eski dükkanı olan şekerci 1926
yılından bu yana aynı yerde,
aynı dekorda, değişmeyen tatlarıyla aynı sahiplerince hizmet
veriyor.Baba mesleğini
devam ettiren Feridun Dörtler, kendilerine has lezzetlerin
başında kendi imalatları olan çilek, vişne, gül, ayva, portakal,
ağaç çileği, yabani incir ve elmacık reçellieri olduğunu belirtiyor.
Bilhassa elmacık reçeli için elma bahçelerinin ortasına dikilen
ve normal elma ağaçlarının oluşmasını sağlayan damızlık elma
ağacının,
Napolyon Kirazı büyüklüğünde olan elmalardan yapıldığını,
bilhassa çekirdeğinin de yendiği zaman tam bir elma lezzeti
alındığını vurguluyor. Dükkan kap getirenlere 87 yılldır aynı
yerde duran reçel kaplarından açık reçel satışı da yapıyor.
Yüzde 65 badem, yüzde 35 şeker ile yapılan Badem Ezmesi, Fıstık
Ezmesinin katkısız saf oluşu, lokum çelitlerinin, çifte kavrulmuş
fındıklısı, sakızlısı, güllüsü ile Üç Yıldız mamüllerinin
çok beğenildiğini ekliyor. Akide şekerleri çeşitleri içinde
seçim yapmakta zorlanan müşteriler, alaturka tatlılardan yassı
kadayıf, tel kadayıfı, ekmek kadayıfı, yufka da alıyorlar.
Şekerlemeler, İnembolu'dan getirtilen marmelatlar, çocukluğumuzun
çikolatalarından muz çikolata, şemsiye çikolata, drajelere
varıncaya kadar her tür şeker, çikolata çeşidi bulunan şekerci,
Pazar günleri de açık, on-line siparisler Aras Kargo ile adreslere
teslim ediliyor.
Üç Yıldız Şekerleme Duduodaları Sokak No 7 Tel no: 0(212)
293 81 706
Tarihi
Beyoğlu Ekmek Fırını
Yıllarca aynı dalda faaliyet göstermenin sonucu mu bilinmez
Galatasaray Balık Pazarı fırını ekmeği sanki daha bir lezzetli,
daha iştah açıcı kokuyor.
Beyaz, francala, kepek, tahıllı, yulaflı, çekirdekli, çavdar
ekmek çeşitlerinin yanısıra yufka, galete, kurabiye de bulunuyor.
Sürekli fırından yeni çıkmış mis gibi kokan ekmaklar arasında
baton veya hamburger ekmeklerinden büyük keyifle seçebiliyorsunuz.
Restoranlar müşterilerine bu fırınlardan aldıkları sıcacık
ekmekleri sunuyorlar. Öğlen saat 13.00 gibi küçük francalalar
çıkıyor tezgâhın üstüne, buğularına bakarken, sepetlere dizilen
ekmekler “Bir tane al, güzel bir sandviç yap, ye beni” diyor
adeta.
Dayanamayıp sormuştum nedir senin ekmeğinin lezzetinde
ki sır diye. Hamurun kıvamı, unun suyla karıştırması, pişirmesi
diye cevaplamıştı. Yeri değil belki ama anlatmadan geçemeyeceğim.
Bir gün ekmek alıp bir taksiye bindim. Bir müddet yol aldıktan
sonra, aracın içini ekmek kokusu sardı, şoför ekmeği nereden
aldığımı sordu, söyledim. Laf lafı açtı meğersem taksi şoförünün
ilgi alanıymış, İstanbul’da iş icabı dolaşırken tüm fırınlardan
ekmek alır, hepsini dener, en iyisini ararmış. Dedim tam adamını
buldun, ben de Türkiye’yi dolaşır gördüğüm bütün pınarlardan
su içer, ekmekleri yer en iyilerinin nerede olduğunu yazarım,
dediydim.
Tarihi
Beyoğlu Ekmek Fırını. Tel no: 0(212) 293 39 69
Hediyelik eşya satıcısı, kuyumcu, manav tezgâhları, 1915 tarihli
Sütte şarküteri, cep telefonu satıcısı derken işte az bulunur
bir dükkân lakerdacı.
Tunç Balık Lakerdacı
Bu kadar meyhane, restoran, lokanta olurda, bu meyhane kültüründe
lakerdacı olmaz mı? Havyarlar, çirozlar, lakerdalar kuyumcu
vitrini gibi dizilmiş olduğunu görünce rakı sofrasını, rakı
kadehini, dereotu dökülmüş sirkeli çiroz salatasının hayalini
daha alış veriş sırasında kurmaya başlıyorsunuz. Sadece bu
kadar mı? Taze balık, canlı ıstakoz, siyah havyar hepsini
yazacağım. Lakerdacı, somon fümeci Tuncer Ergunsü Eski İstanbullu
Modalı, 1959
dan beri Beyoğlu Balık Pazarı Dudu Odalar sokak no 22 de ki
dükkanında hizmet veriyor müşterilerinin çoğu yaşını başını
almış, doymak için değil de damak zevki için yemek yemesini
seven İstanbul hanımefendileri, beyefendileri, restoran sahipleri.
Tuncer Bey, lakerda bir kültürdür, bir görgüdür diye başlıyor
söze. İstanbul’da Ermenilerin, Rumların, Musevilerin yoğun
yaşadığı yıllarda vazgeçilmez uğrak noktalarından biriymiş
lakerda satan dükkânlar. Camekânlarda müşterilerin beğenisine
sunulan lakerdalar titizlikle seçilirmiş. Şimdilerde lakerda
alanlarda lakerdadan anlayanlar da azalmış. Gelenlerle nostaljik
sohbetlere kulak misafiri olabiliyorsunuz. Bir bakıyorsunuz
kürklü, şapkalı bir hanımefendi, bir bakıyorsunuz seksen tane
perhize rağmen birazcık ta olsa lakerdayı alıp yola koyulan
kravatlı veya papyonlu iş adamları. Lakerda tuzlanmış, salamura
yapılmış, kırmızı soğanla yenilen, bir torik balığı ürünü.
Tuncer Ergunsü “Her torikten lakerda olmaz, lakerda yapma
zamanı 11. ayda Marmara, Karadeniz’de tutulan toriklerden
olur” diyor. Bu aylarda hava deniz soğuduğu için balık kendini
korumak için yağlanıyor, yağlı balıktan yapılan lakerda bu
nedenle lezzetli oluyor. 11. ayda ihtiyaç kadar alınan mevsim
balığı torikler buzhanede – 67 C derecede stok ediliyor. Eldeki
lakerda bittikçe lakerda yapılıp satılıyor. Toriğin
yapım süresi 15 gün, 7 gün tuzda, 7 gün salamura da kalıyor.
Kilosu 40 TL den satılıyor. (2008 itibariyle) Lakerda kırmızı
soğanla yerken yanında içilen rakıyla bütünlük sağlıyor. Önce
bir rakı yudumu alanlar, sonra lakerda lokması yiyerek tadına
varıyorlar. Bir başka sofra süsü meze çeşidi somon balığı.
Son zamanlarda Norveç’ten ithal edilen taze somon balığı Tunç
Balık’ta işlenerek somon füme yapılıyor. Füme balıklar sade
olarak yeniyor, palamut, torik, uskumru, yılan balığı, Alabalık,
Kefal (Likorinoz) türlerinden yapılıyor. Somon ince fileto
çıkartılıyor, yeşil göbek salata dilimi üzerine konuyor, üzerine
birkaç tane kapari serpiliyor, halka halka kırmızı soğanla
beraber yeniyor. Çok miktarda Omega–3 ihtiva eden somon kolesterol
oranını düşürüyor.
Çiroz salatası. Ateşte közlenerek parçalara ayrılan kurutulmuş
çiroz balıkları sirkede bekletiliyor. Yeneceği zaman yenecek
miktar tabağa konuyor, üzerine hakiki zeytinyağı gezdirilip
doğranmış dereotu serperek yeniyor. Tunç Balık’ta balık yumurtası
da bulunuyor. Kızarmış ekmek üzerine tereyağı sürülüyor, mumlanmış
ambalajı içinden çıkarılan kefal balığı yumurtası konulup
yeniyor. Tarama ise bir başka seçenek olarak akşamcıları mutlu
ediyor. Tuncer Ergunsu ve ona yardım eden torunu Murat sattıkları
ürünlerin yapılışları hakkında da tavsiyelerde bulunuyorlar.
Tuncer Beyden sihirlitur okurları için şimdide gerçek bir
"Uskumru Dolması" tarifi naklediyorum.
Taze
uskumru balığı oklova gibi yuvarlanarak ezilerek, balığın
gırtlak kısmından iç et çıkartılıyor. Bu işlem sırasında kılçık
da çıkıyor. balığın midesi kesilmiyor. Sadece derisi tulum
gibi kalıyor. tuz, zeytinyağı, bol sovan yağda kavrularak,
öldürülüyor. Tarçın, yeni bahar, çam fıstığı, kuş üzümüden
oluşan malzeme balık içinden çıkan parçalanmış balık eti ile
beş dakika kadar zeytinyağı ilavesiyle tavada pişiriliyor.
Ocaktan almadan önce dereotu ve maydanoz ekleniyor. Pişmiş
olan karışım, balıkların tulumlarına, etin çıktığı gırtlak
yerinden
lokma lokma tekrar doldurulur. Önce una bulanıyor, yumurtadan
geçiriliyor, galete ununda çevriliyor, kızgın yağda tava yapılyor
ve soğumaya bırakılıyor. Uskumru dolması ılık veya soğuk olarak
yeniyor. Uskumru dolmaları ertesi güne kalırsa daha da lezzet
kazanıyor.
Osmanlı Mutfağının vazgeçilmezlerinden olan yemek türü eğer
taze uskumrudan yapılmazsa bayat uskumrunun eti çıkmaz, balık
patlar bu nedenle balığın karnı kesilip, malzeme doldurularak
dikme işlemi yapılır ki bu tercih edilmez.
Tunç Balık Tel no: 0.212.249 35 20
Petek Turşucusu
Renk renk turşu kavanozları duvarlar boyunca tavana dek sırasıyla
dizilmiş. Görüp de ağız sulanmaması imkânsız gibi. Paket yaptırıp
taşımak istemezseniz bir kulplu bardağa hemencecik hazırlıyorlar,
ister acılı suyunu için, ister içine çeşitlerden doğratıp
koydurun. Turşu yazarken bile
bir tuhaf oluyor insan. Çeşitlere bakalım.1979 dan bu yana
balık pazarında kendi imali turşuları satan turşucu Halil
Arı başlıyor saymaya. Biberleri Çanakkale’den, pancarlar,
Afyon’dan, salatalık Bursa Yenişehir’den, Bamya Bursa Selimiye’den
alıyorum diyor. Yumurta, döngel (muşmula) kabak, mandalina,
enginar, ayva, elma, portakal, üzüm, kiraz, mantar ve klasikler
saydıkça sayıyor, gösteriyor, birde turşu salatamız var diye
ekliyor. Satırla doğranmış ince kıyım karışık, o kapalı kavanozda
satılıyor. Merakıma yenilip soruyorum, yani bu saydığın ilginç
çeşitleri gelip isteyen oluyor mu diye. Evet diye beklemeden
ekliyor, mesela mantar alıp tek başına yiyen veya müşterilerine
çeşit sunan otel restoranları bile benim müşterimdir. Diyor.
Bana İnanmasanız dükkâna girince bakın sol üst rafa. Kavanoz
içinde duruyorlar, çam ağacı kozalağından turşu kurmuş. Belki
yenmiyor ama işte bozulmadan duruyor demek için belki de!
Petek Turşucusu Tel No: 0.212. 249 13 24
Biraz önce bahsettiğim üç yol ağzına geri dönüyor, bu defa
hafif meyilli yoldan Tarlabaşı yönüne, Sahne Sokağın devamında
yürüyoruz, sağımızda Coşkun Kasap var.
Coşkun Kasap
Dükkâna girince duvarla tavanın birleşme sınırında koca bir
panoramik fotoğraf. Dağların tepesinden çekilmiş Fırat Nehri
geçiyor. Coşkun Kasap çalışanları ilçelerini çok seviyor ve
Erzincan Kemaliyeliler, tıpkı balıkçılar gibi. Enteresan gelebilir
Erzincan’da deniz yok ama balıkçıların da çoğu Erzincanlı.
Dile kolay Coşkun Kasap 1905’den beri Beyoğlu balık pazarında
hizmet veriyor. Önce İsmail Ersoy ile konuştum sihirlitur.com
okuyucuları için sordum da sordum. Sattığınız etleri nereden
alıyorsunuz, yani nerenin koyunları, kuzuları bunlar diye.
Balıkesir Kepsüt ilçesinin, Gönen
ve Susurluk’tan dedi ve akabinde ekledi hepsi kıvırcıktır,
dana etleri ile beraber “A kalitedir”. Şu, şu, şu hepsi bizim
müşteridir, eti devamlı bizden alırlar, sanatçılar, tiyatrocular,
modacılar, yazarlar. Alış veriş yapmakta olan bir ikisini
daha o an gösterdi tamam dedim. En çok sizden ne alırlar diye
sormama kalmadı bizim kasap köftemiz çok tutulur, çok istenir
diyiverdi. Peki, ne özelliği var demez miyim? Ağzından laf
alacağım, dedim tabii. Bir yandan et kesiyor, bir yandan anlatıyor,
Allah yaşasın, başladı formülü vermeye. Dana ve koyun kıyması
belirli oranda karışıyor, bu karışımın içinde ekmek içi var,
maydanoz var, kasap sırrı var, birlikte çekilip porsiyonlanıp
hazır olarak veriliyor. Tamam, da kasap sırrı ne? Onu söylemiyor,
bende üstelemiyorum. Laf karışıyor, dana pirzolamız, kuzu
şiş çok satılır, Mayıs ayına kadar süt kuzu mevsimi zaten
derken etin hem kaliteli, hem kilosu 18 TL olduğunu belirtiyor.
Biraz da İbrahim Ersoy la konuşuyorum, o da Coşkun Kasap’tan
Kemaliyeli, ilçesini ve işini seviyor, Kemaliye’yi sevenleri
de seviyor, sürekli çalışıyor.
Coşkun Kasap Sahne Sokak No: 32 Tel No: 0.212. 244 29 62
Adapazarı
Tavukcusu
Bir
de tavukçu var, eskilerden kalan. Eskilerden dediysem 66 yılından
bu yana Şükrü Aslan tavukculuk yapıyor. Sadece tavuk
değil tabi hindi, ördek, bıldırcın, yumurta ve canlı kümes
hayvanı da bulabiliyorsunuz. Bazen bir bakıyorsunuz salına
salına Beyoğlu Balık Pazarı sokaklarında başıboş bir kaz dolaşıyor.
İşte o kaz tavukçunun kazı, arada bir dolaşıp dükkâna dönüyor.
Köy tavuğu, köy ördeği, köy hindisi, köy kazı, köy yumurtası
yani doğal yemle beslenmiş, açık havada dolaşmış olanlar.
Kandıra, Adapazarı köylerinden, Babaeski çevresinden getirilen
kazların yahnisi, fırın dolması, haşlanıp kızartılması bilhassa
lezzetli oluyormuş. Haşlanan kazın suyuna da pilav yapılırmış.
Bir kilo kaz 20 TL, bir kaz 3-4 kilo gelirmiş. Bıldırcınlar
ise üretme çiftliklerinden alınıyormuş. Yeni yıl gelince temizlenip
hazırlanmış tavuklar, hindiler boyunları renkli kâğıtlarla
sarılıp, süslenip tavana asılıyor.
Gaziantep Gıda Pazarı
Aileden gelen mesleği ne 45 yıllık tecrübesini katarak Galatasaray
Balık Pazarında devam eden Sıraç Evcil, renk ahenk dükkânında
bir tür şifa dağıtıyor. Gaziantep’ten getirttiği yöresel otlar,
bitki ve meyve çayları müzminleşmiş öksürük, boğaz ağrısı
çekenleri birçok ağrıdan sızıdan kurtarıyor. Baharatların,
şifalı doğal otların, rahatlatıcı bitki yağların arasında
nereye bakacağınızı, ne alacağınızı şaşırıyor, kavanozları,
tavandan asılı kurutulmuş bitkileri, çekmecelerde saklananları,
adeta hiç aklınızda olmayan faydalı bitkileri, kuru çiçekleri
görünce hepsinden almak istiyorsunuz. Grip, nezle, halsizlik,
burun akıntısı, tahrişler, boğaz ağrıları, gıcıklar, şifalı
ot ve bitkilerle sonlanıyor. Aromatik yağlar, kayısı yağı,
şifalı otlar kimi zaman vücuda sürüldüğünde akne ve lekelere
iyi geliyor, kimi zaman saç için çam terebentin, ceviz, susam,
badem yağı faydalı oluyor.
Tecrübeli aktar günümüzde en çok istenen ve faydası
görülen bir karışımı sihirlitur.com okurları için hazırlamasını
istedim. Karışımı bende kullanıp faydasını gördüğüm için buraya
rahatlıkla yazıyorum. Karışımın içine konulanlar anne babalarımızın
yıllarca kullandığı şifalı otlardan müteşekkil. Hem öksürük,
boğaz tahrişleri kısa sürede kesip iyileştiriyor, hem de vücudun
vitamin takviyesi ile daha atak, daha enerjik olmasını sağlıyor.
Bildiğiniz gibi şifalı bitkiler değerinin ölmemesi için kaynatılmıyor,
sadece çay gibi demleniyor.
Terkipte ne var derseniz, ana madde ıhlamur çiçeği ve yaprağı,
ada çayı, havlıcan, antibiyotik tesirli zencefil, tarçın kabuğu,
papatya çiçeği, en önemlilerinden biri olan ve rahat solunum
sağlayan meyan kökü, meyve çayı, kuşburnu, portakal, elma
kabuğu. Görünüşte hepsi bilinen bitkiler, çiçekler, yumrular,
kökler olmasına rağmen miktarlarının ayarlanması, gücünü,
değerini kaybetmemiş olması, doğru ortamda
kurutulmuş ve korunmuş olması içtiğiniz bitki çayının etkisini
artırıyor. Hastalar için doktor kontrolü mutlaka yapılmalı
ama şifalı bitkilerin gücünü de yabana atmamalı.
Gaziantep Gıda Pazarı - Sahne Sokak no 12 Tel : 0(212) 245
59 80
Dalyan Balıkçısı
Kırmızı boyalı ahşap, dairesel balık tepsilerine serilen yapraklar
üzerine balık dizilen tezgâhlardan ilk kurtulan balıkçı, alttan
soğutmalı, mermer balık tezgâhlarına geçmiş. Özenle yerleştirdiği
balıkları sadece satın almakla kalmayan müşteriler, fotoğraflarını
da çekmeyi ihmal etmiyorlar. Dalyan Balıkçısı Türkiye’nin
en iyi on balıkçısının birincisi seçilmiş. Beyoğlu’nda, Haliçte
ünlü restoranlar, Boğazda ki balık lokantaları, Nevizade Sokağında
ki meyhaneler, restoranlar balıkları Dalyan Balıkçısı’ndan
alıyorlar. Özellikle Nevizade Sokağı deniz ürünü üzerine çalışanlar
dolaplarında balık bekletmiyorlar. Müşteri restorana gelip
masaya oturunca, mesela çipura siparişi verirse, garson bir
koşu balıkçıya gelip çipurayı temizletip alıp götürüyor, pişirip
servis ediyor. Bu nedenle balıkçı gece 24.00 e dek açık kalıyor,
istenen balıkları hazırlıyor. Bazen bir bakıyorsunuz koca
bir kılıç, bazen akya, bazen somon tüm haşmetiyle tezgâhta
kuzu gibi yatıyor. Sirkülâsyon çok olunca taze balık bulmak
mümkün oluyor. Müşterinin yarım kilo çinakop, altı yüz gram
tekir, iki lüfer veya bir palamut, kalkan, kalamar gibi siparişleri
temizlenip, tuzlu suda yıkanıp veriliyor.
Niye tuzlu su diye sormuyorum. Tatlı su balığın etine değerse
et beyazlaşır, gevşer, tadı kaçar onun için Ege de, Akdeniz’de
balıkları deniz kenarında ayıklayıp deniz suyu ile yıkadıkları
aklıma geliyor. Dalyan Balıkçısında Selahattin Akçay her sabah
saat 00.03 de Kumkapı balık halinde balık seçiyor. İstanbul’da
bazı semtler birinci kalite balık alıyor. Bu balıkların tutulma
şekli ve zamanı farklı olduğu için biraz fiyat farkı oluyor.
İkinci türe girenler çarşı pazar balığı olarak adlandırılıyor.
Günün her saatinde denizde balık teknesi var öğleden sonra,
akşamüstü yakaladıkları balıkları alan balıkçılar doğru balık
haline geliyorlar. Bu balıklara akşam balığı deniyor. Bir
de makbul olan yani sabah saat 00.03–00.05 arası yakalanıp,
vakit geçirmeden balık alıcılarının balık haline geldiği zaman
getirilen balıklar var. Onlara da gündüz balığı deniyor. Dükkâna
getirilen balıkları Ahmet Sönmez tasnif ediyor, en güzel görünecek
şekilde diziyor.
Dalyan Balıkçısı Balık Pazarı no 31. Tel no: 0.212. 293 77
42
Sokak, sayıları son yıllarda hızla artan restoranlar, meyhaneler,
şarküteri, aktar, ciğerci manav, hediyelik eşya dükkanları
ve
onların önünde uzanan tezgâhlarla devam ediyor.
Nevizade Sokağı

Öyle
bir sokak düşünün ki önceki yıllarda yani 90 lı yıllarda sayıları
sekiz on tane iken, 2000 yıllarına gelindiğinde daracık geçitlere,
ara sokaklara kadar her yer omuz omuza vermiş restoran meyhane,
bar dolmuş durumda. Eski meyhane kültüründe emekliler, eski
dostlar, birbirini uzun zaman görmeyen, hanımın dırdırından
uzak birkaç kadeh içip çakır keyif evinin yolunu tutanlar
baş müşterileriydi. Şimdilerde okulların mezuniyet balolarına
varıncaya kadar, iş yerinde çalışanların, öğretmenlerin öğrencileriyle
geldiği, yol parasını bile biraya yatıranların mekânı oldu.
Yeni, Kulüp, Altınbaş markalı rakılar zamanıyla, bugünkü Efe,
Efe Yaş Üzüm, Efe Organik, Kara Efe, Mercan Rakı, Beylerbeyi
Rakı, Burgaz Rakı, İzmir Rakı, Anadolu Rakı, Beyoğlu Rakı,
Çilingir Rakı, Sarı Zeybek, 1907 Rakısı, Tekirdağ, rakı türleri
dönemi arasında epey bir fark oluştu. Yemek çeşitleri, meze
türleri
bile arttı. İmroz, Boncuk gibi meyhane kültürüyle birlikte
anılan isimlerden bahsedersek Uskumru dolmasına değinmeden
olmaz. Nevizade sokakta barbunya, piyaz, kavun, domates söğüş,
Yedikule marulu, beyaz peynir, turşu tabağı, patlıcan salatası,
yemenin tadına doyum olmuyor. Pazarın dışı da en az Çiçek
Pasajı, Nevizade Sokağı gibi hareketli. Burada da Tarihi Cumhuriyet
Meyhanesi, Pano Şarap Evi gibi uğrak yerleri, müdavimleri
ağırlıyor. Eczane, pideci, lokanta, börekçi, tatlıcı, bar,
galeta fırını, otopark bakkal, fırın, bıçakçı, nalbur dükkânlarının
sıralandığı sokak, Tarlabaşı Emniyet Amirliği ne doğru caddeye
uzanıyor.
AVRUPA PASAJI
Bir kapısı Balık Pazarına açılan ve bir tür geçit olan, diğer
kapısı Galatasaray Meydanına bakan Avrupa Pasajı, önceki yıllarda
düğmeci, kemerci, makyaj malzemeleri satan dükkânları ile
tanınırdı. Bu çarşıda bayanlar terzilerine ısmarlama diktirdikleri
tayyör, döpiyes, bluzlarına, mantolarına gözlerinin beğendiği
türden uygun düğmeler
alır, elbiselerinin kumaşlarından götürür kemer yaptırırlardı.
Makyaj malzemesi satan dükkânlar, ithal malı eğri uçlu manikür
makasları, berber makasları, ithal cımbızlar, kirpikleri yukarı
doğru kıvırmak için kullanılan kirpik makasları bulundururlardı.
Bir de ucu püsküllü, pompalı (fısfıslı) parfüm şişeleri satılırdı.
Bu cam pompalı şişelerin içindeki parfüm, kolonya, losyon
gibi çeşitli kokuları boyunları altına yaklaştıran hanımlar,
baş ve işaret parmakları arasına aldıkları küresel pompayı
sıkarlar fıs fıs sesi ile kokulu sıvı atomizer halde teni
kaplardı. Nostaljik anıları bir tarafa bırakıp günümüzün Avrupa
Pasajına bakacak olurs ak
restore edildikten sonra hızlı bir değişim gösteren çarşıda
hediyelik eşya dükkânlarında artış gözleniyor. Kuyumcu, cep
telefon satıcısının yanı sıra eski plaklar, kitaplar, yine
çok eskiden kullanılan masa üstü eşyaları, sakız, pudra, çikolata
kutuları geçmiş dönemin konser posterlerini, film afişlerini
bulabiliyorsunuz. Bir bakıyorsunuz The Beatles’ın Please Please
LP albümü 1967–1968 den size bakıyor, bir bakıyorsunuz, Led
Zeppelin veya Doors’un konser afişi heyecan duymanıza sebep
oluyor, yoktan yere afişin üzerinde konser tarihini, konser
yerini arıyorsunuz. Hediyelik eşya dükkânlarına girince veya
daha girmeden ne alacağınızı şaşırıyorsunuz.

Kilim desenli çantalar, heybeler, şallar, fularlar, etekler,
bluzlar, renk ahenk çiniler, seramik kaplar, cam biblolar,
daha neler neler… Avrupa Pasajının orta bir yerinden üst katına
çıkılıyor. Orada da iş yerleri, ofisler var. Bir de manzara
var, ön planda yaklaşık bir metre boyunda her pencere önüne
karşılıklı dizilmiş heykeller var. Sırayla dizili bu sanat
eseri heykeller, pasaja heykel galerisi gibi seyirlik sanatsal
bir hava kazandırıyor. Dükkânlardan birisi de Can Shop.
Can
Shop
Eski ismiyle Aynalı yeni adıyla Avrupa Pasajı girişinde solda
sıralı ilk dükkânlardan biri No: 16 tı da hizmet veriyor.
Hanifi, Nasen Can kardeşlerin işletmesi içinde zamana yolculuk
yapma imkânı var. Osmanlı Cumhuriyet Dönemi madeni ve kâğıt
paralar, madalya, ferman, hisse senetleri, eski kartpostallar,
eski sigara, çikolata, çiklet kutuları, rozetler, gramofon
iğneleri, bebekler, gravürler, eski zaman oyuncakları nümismatik
malzeme bulabiliyorsunuz.
Can Shop Tel No: 0.212. 249 32 80
ÇİÇEK
PASAJI ve Meyhane Kültürü
Çiçek Pasajı anlatımı öncesi meyhaneler hakkında kısa bilgi
vermek gerekli gibi… Meyhanecilik liman kültürünün bir parçası
olarak günümüze dek süregelmiş. Gemiciler yanaştıkları limanda
bekâr oldukları için içerek geçirecekleri zaman ve nakit olunca
meyhaneler aranır olmuşlar. Türkler İstanbul’u ve Galata’yı
aldıkları zaman zaten liman şehrinin meyhaneleri dünya standartlarındaymış.
16. yy yazarlarından Kastamonulu Latifi “Tarifname-i İstanbul
adlı eserinde İstanbul meyhanelerinin özellikle Tahtakale’de
toplandığını, Galata’nın ise “serapa meyhane” olduğunu kaydediyor.
Eremya Çelebi Kömürcüyan 17. yy da İstanbul Tarihi adlı kitabında
Kasımpaşa’yı anlatırken “İleride Yahudi evleri ve onların
iki tarafında “Oda”lar görülür. Bu evler sahildedir ve altlarında
dükkânlar vardır. Burada misafirler için balık pişirilir ve
turşu ve kurutulmuş mersin, morina balıkları ikram edilir.
Yahudi kasapları ve Misket Arak’ının (Rakının) satıldığı koltuklarda
oradadır”. Bu ifadeden anlaşılıyor ki şimdinin benzerleri
olan boğaz lokantaları,
eski dönemde Haliç kıyısında yer alıyormuş. 17. yy da rakı
misket üzümünden yapılma olarak bu evlerde demcilere sunulurmuş.
Büyük büyük dedeler aşağıda demini aldıktan sonra belki de
yukarda ki odalara çıkarlarmış. Meyhanecilikte bilinmesi gerekli
tabirler de varmış. İş güç sahibi kalburüstü insanların gittikleri
meyhanelere “Gedikli meyhaneler”, daha ziyade ayak takımı
tabir edilenlerin gittiği kaçak yerler “Koltuk meyhanesi”
olarak anılır, genellikle gizlice içki satan ara sokaklarda
ki manav, bakkallar olurmuş. Koltuk meyhanelerinin bir kısmı
“Kibar koltukları” olup buralara eve içki sokmayan memurlar,
kâtipler gelirlermiş. Koltuk Meyhanesi müdavimleri için bir
de “Ayaklı meyhaneler” varmış. Bunlar seyyar içki satanlarmış.
Bellerine doladıkları ucu musluklu koyun bağırsağı içine rakı
veya şarapla doldururlar, sırtlarında bir cübbe, cebinde kadeh.
İçkiyi yuvarlayan, elinin tersiyle ağzını siler, bir tür “yumruk
mezesi” yaparmış. Direklerle tutturulmuş yüksek tavanlı meyhanelerde
ortada bulunan direğin altında, Malta ve Ege adalarından getirilmiş
sardalye fıçısı bulunurmuş. Rakılar önceleri kabaktan yapılma
kaplardan, sonraları ise metalden veya camdan yapılma “Karnından
İşeyen” ibriklerle sunulurmuş. Müşteri meyhaneye geldiğinde
masalar mezelerle, kadehlerle donatılmış olur, masa mumu yanmaya
başladıktan sonra demlenme başlar, müşteri masaya oturduğu
zaman masada bulunan mezelerden para alınmazmış.
Şimdi günümüze geliyor ve Çiçek Pasajı meyhanelerine gidiyoruz.
Çiçek Pasajı

İş arkadaşlarının, üniversite gençliğinin, kursiyerlerin,
bir vesile ile bir özel günü kutlayanların, maç çıkışı kritik
yapmaya gelenlerin üzüntüyü veya sevinci paylaşma vesilesi
ile bir araya geldikleri bir restoran, meyhane topluluğu.
Ya önceden kaç kişi geleceğinizi söylüyor masanızı hazırlatıyorsunuz,
ya önceden gidip yerinizi buluyorsunuz. Şef garson masanıza
kabul eder etmez içki siparişinizi alıyor, genellikle rakı
oluyor ama şimdilerde rakı çeşidi bol hangisini isterseniz
bulup getiriyorlar. Sonra garson komisiyle içi küçük tabaklara
hazırlanmış meze çeşitleriyle dolu koca bir tepsi getiriyor
beğendiklerinizi masaya bıraktırıyorsunuz. Masalardan uğultu
halinde yükselen koyu sohbet eşliğinde mezeler yavaş yavaş
yeniyor. Bu arada masaları dolaşanlar bazen çiçek sunuyor,
bazen buzlu badem bazen kuru yemiş, midye dolma, turfanda
bir meyve ile alıcılarını arıyorlar. Mezeler bitince balık
ızgara, ortaya gümüş, hamsi, kıraça tava söyleniyor, balık
kokuları, rakı kokularına karışıyor. Vakit ilerledikçe çakır
keyif olanlar masalarına seyyar müzik ekiplerini çağırıyorlar,
keman, klarnet, darbukalı veya tek başına akordeonlu müzisyenler
coşan masalara neşe katıyorlar, notaymış, sözlermiş, alt perdeden
veya tavandan hiç önemli olmadan içten geldiği biçimde eşlik
ediliyor, içecekler yenileniyor, hesaplar kabarıyor, uykular
geliyor. Bir Çiçek Pasajı akşamı daha sonlanıyor. Ertesi gün
akşam pasajdaydık şu kadar kişi iki büyük, ortaya şu geldi,
bu geldi, üstüne bu geldi hesap da bu geldi diye ballandıra
ballandıra anlatılıyor.
Video içerik: Tunç Lakerda'cılıktan
Lakerdanın, çirozun incelikleri, Titiz Manav'dan otlu mezeler,
Çoşkun Kasap'tan çeşitler, Adapazarı Tavukçuluk'tan av etleri,
Dalyan Balıkçısın'dan deniz ürünleri, Şampiyon Kokoreç'ten
midye tava, midye dolma, kokoreç ızgara, Gaziantep Baharatçısı'ndan
şifalı bitki çayları, öksürüğe iyi gelen formüller...
©
Sihirlitur'daki tüm yazılar ve fotoğraflar Haluk
Özözlü'ye aittir, alıntı yapılamaz, izinsiz kullanılamaz.
|
|