GEZİYORUM
Ankara'nın arka
bahçesi
Birçok insan için "protokol" ya da "memur" şehri olan Ankara'dayız.
Ve birlikte Ankara'yı bir başka yüzüyle tanıyacağız. Önce
hafta sonu tatilcilerinin gözdesi Beynam'a, sonra Romalılar
zamanından kaldığı sanılan şehir harabeleriyle Bala'ya ve
adını verdiği "gerdanlık" kadar güzel köprüsüyle Köprüköy'e
uzanacağız.
 |
Denize
sahili olmayan kentlerde yaşayanlar için su büyük özlemdir.
Bu özlem bazen nehir, bazen göl, bazen de fıskıyeli havuzlarla
giderilmeye çalışılır. Başkent Ankara da bu hasreti çeken
illerimizden biri. Şehir merkezindeki "Gençlik Parkı"nın
havuzunun çevresi ziyaretçilerle dolar, taşar. Çubuk barajı
da ilgi görür, Gölbaşı Mogan gölü de suyu özleyenleri kucaklar
ama yetmez... Yeni arayışlar farklı alternatifler yaratıyor.
Başta Ankaralılar olmak üzere, son zamanlarda rağbet gören
yerlerin başında Kızılcahamam'ın önüne geçen bir başka güzergâh
daha var. Beynam, Bala, Köprüköy hattı. Nedeni ise çok açık.
Ankara'ya Kızılcahamam'dan daha yakın, trafik yoğunluğu
daha az ve yokuşu, virajı yok, ulaşımı kolay. Hele yolun
sonunda bir de göl olunca, hafta sonu tatilcilerin birçoğu
piknik için Beynam ormanlarını tercih ediyor. Sonrasında
Bala üzerinden Köprüköy'e geliyor ya balık tutuyor ya da
balık ziyafeti çekiyorlar.
Yıllara meydan okuyan kesme taş kullanılarak birbirine geçmeli
kilitli sistemle inşa edilen tarihi köprü hem çevreye adını
veriyor, hem de Kızılırmak nehri ile Kapulukaya baraj gölü,
boğaz girişi üzerinde bulunuyor. Köprüler için hemen hemen
herkes aynı yakıştırmayı yapar, "gerdanlık gibi" derler
ya... Gibisi yok, aynen öyle. Önceki geçişlerimde şoför
penceresinden imrenerek bakar, eski taş köprüyü fotoğraflayıp
yöreyi tanıtmak için hep bir bahane arardım. Aslına bakarsanız
antik köprüyü gösteren biraz da çevresi. Köprü alımlı ve
mağrur görünüşlü kayalar arasında bulunuyor. Kızılırmak
zamanında yatağını düzenlemiş, suların debisi ile taşları,
kayaları zımparalamış olsa gerek. Biçimli ortam, zengin
bitki örtüsü aratmıyor. Yeşil, mavi ve sarının renk uyumu,
pastel renk bütünlüğü ve dinlendirici doğal ortam huzur
veriyor, sakinleştiriyor, ayrılmak istemiyorsunuz.
Hal böyle olunca teknelerini aracının üstüne koyan ya da
arkasına römork takanlar soluğu Köprüköy'de alıyorlar.
Kızılırmak köprüsü üzerinden nazlı nazlı geçilip söğüt ağaçları
altına otomobiller, 4x4'ler bırakılıyor. Durgun suya indirilen
teknelerle köprünün altındaki estetik gözlerden geçenler,
baraj boğazını aştıkları gibi suların altında kalan su değirmeni
harabelerinin yanından gölü turluyor; uygun yerlerde, ucuna
"sası" adlı küçük suni balık ya da küçük canlı balık taktıkları
oltalarını suya sarkıtıyorlar. Sabırlı ustalar turna, sazan,
levrek, kadife gibi türlerden tutuyorlar. Sahildeki ücretsiz
ahşap masalarda tuttukları balıkları piknik usulü pişirenler
de var, beraberinde götüren de. Tutamayanlar ise yol boyunca
işporta tezgâhlarda balık satanlara uğruyorlar.
Göl çevresi
Yaz aylarında çok kalabalık olsa bile, geniş alan rahatsızlık
vermiyor. Köprü üzerinden de balık tutanlar var, Kızılırmak
üzerinde kiralık sandalla açılıp şansını deneyen ya da oltayı
unutup durgun suda kürek sesiyle dolaşan da... Baraj gölü
çevresinde yapılaşma yok. Nehir kenarları sazlık ve bodur
ağaçlarla kaplı bir çeşit kuş cenneti. Doğal güzellikler
sergileyen gölcüklerle kaplı bölgede kaya oyuklarına, sazlar
arasına yuvalanan kuşlar, kuytu yerlere yumurta bırakıp
beslenme imkanı da bulabiliyorlar. Leylek, güvercin, yaban
ördeği, yaban kazı, karabatak, bıldırcın ve keklik yörede
en sık görülen türlerden bazıları. Nisan-Mayıs yani çiçek
açma mevsimi gelince, meyve ağaçları çiçeklerinin de katılımıyla
bölge iyice coşuyor. Buna kuş korosu da ekleniyor.
Köprüköy'deki Çeşnigir Köprüsü, Kızılırmak üzerinde yapılmış.
Köprüköy, Hirfanlı, Kesikköprü'den sonra üçüncü baraj olan
Kapulukaya'ya en yakın köy olma özelliğini taşıyor. İl merkezi
Kırıkkale'ye 35 km uzaklıkta. Göl kenarı balık lokantaları
ile konuklarını ağırlarken, Bala-Köprüköy arasında birbirinden
güzel çiftlik evlerine de rastlanıyor. Bunlar arasında,
Nil vadisi çiftliği şehir yaşantısından bunalanlar için
imrendirici bir örnek olarak dikkat çekiyor.
Beynam Atatürk ormanı
Piknikçilerin nefes borusu niteliğindeki Beynam Atatürk
ormanı, Ankara'ya yakınlığı nedeniyle tercih edilirken,
yaz aylarında hafta sonunda 2-3 bin kişiyi ağırlıyor. Yılboyu
açık piknik sahası özel bir firma tarafından işletiliyor.
Renkli tepeler arasından asfalt yolla ulaşılan piknik sahasına
giriş ücreti olarak, araçlar için 1 milyon 250 bin lira
ödeniyor. Çeşmeler, ahşap masaların yanı sıra, yüksek kapasiteli
bir restoran, otopark ve çocuk parkı gibi üniteleri de var.
Yangın gözetleme kulesi çevresinde geniş görüş alanına sahip
ormanın en belirgin özelliği ise ağaçların gövde şekilleri.
Her gövdede bir başka ilginçliğin sergilendiği ormanda,
ağaç fotoğraflarına ilgi duyanlar çeşitli kompozisyonlar
bulabilirler. Piknik alanından Beynam köyünü tepeden seyretme
imkanı da var.
Beynam köyüne tepeden bakmak bir yana, köye girenler tarihi
bir evle karşılaşıyorlar. Beynam Atatürk Evi. 1999 yaz aylarında
Türkiye yollarında 18.500 km yol alarak hazırladığım Atatürk
Evleri konulu kitap için, Beynam köyüne de gitmiş ve harap
durumdaki evi araştırmıştım. Gazetecilikte takip esastır
ya, bu yıl da bir baktım.
Atatürk'ün bir gece konakladığı evi, bu defa daha da harap
vaziyette buldum. Gelecek yıl hiç bulamayacağım, kesin!
Zira evin gönyesi iyice kaçmış, sıvalar dökülmüş, merdiven
girişi yıkılmış, duvarlar, kapı, pencere yıkık, dökük. Ev,
sahibinden satın alınıp, Kültür Bakanlığı'na devredimiş.
İlgililer gidip bakmışlar ama ilgilenen olmamış. Açıkçası
korunmaya değer görülmemiş ve kaderine terk edilmiş. Çevrede
anlatılanlara bakılırsa, evde eski bir ahşap sedir, üzerinde
de yazılar varmış. Bu yazıları Atatürk kaldığı gece kendi
yazmış. Sedir kayıp, ev yolcu!.. Yazmadan duramam. Beynam
piknik alanına hafta sonu 2-3 bin kişi geliyor. Transit
geçenler de var. Depolarda karanlığa hapsedilen sayısız
etnoğrafik eserle Beynam'a bir müze kazandırılsa, çevresi
de düzenlense, yeni bir uğrak yeri kazanılsa...
Atatürk, Beynam yakınlarındaki Bala ve birkaç ilçe ile birleşip
milletvekili olarak Meclis'e girmek için mazbatasını bu
bölgede almış. Bala Belediyesi'nden aldığım dökümanlar;
"Mustafa Kemal Paşa ile Ankara milletvekillerine ait seçim
mazbatası...." sözleri ile başlıyor, "Binaenaleyh Meclis-i
Mezkur azalığına intiab olunduklarını mübeyyin iş bu mazbata
tanzim kılındı. 1 Nisan 1336) satırları ile son buluyor.
Beynam-Köprüköy arasında yer alan bir uğrak noktası daha
var: Bala. Ankara'ya 68 km'lik asfalt yol ile bağlanan ilçe,
600 yıl önce Kara Ali adında bir Türk tarafından kurulmuş.
Denizden yüksekliği 1336 m olan ilçe, "yüksek" anlamına
gelen Bala adıyla anılıyor. Bala'nın verimli yıllarda elde
ettiği buğday öyle bol olurmuş ki, "Bala'nın yüzü gülerse,
Ankara'nın da yüzü güler!" sözü dilden dile dolaşırmış.
Belediye Başkanı Selahattin Çakır, "Türkiye buğdayının 70'de
biri Bala'da çıkar..." diyor.
Bala çevresinde ilçe merkezine 25 km uzaklıktaki en eski
yerleşim yeri, önceleri merkez olan Karaali kasabası yakınlarında
Tomu denilen ve Romalılar zamanından kaldığı sanılan şehir
harabeleri. Mağara içinde ilk insan örnekleri, lamba oyukları
ve duvar resimleri bulunduğu söyleniyor. Yörede arkeologlar
da bazı çalışmalarda bulunmuşlar. Balalılar, mağaranın ziyarete
açılmasını bekliyorlar. |